15 Temmuz 2016 gecesi saat 22: 00 sularıydı. Haber Türk TV’de bir tartışma programını izlerken son dakika olarak geçen alt yazıda, Boğaz Köprüsü ve FSM köprüsünün Anadolu yakasından girişinin Jandarma tarafından trafiğe kapatıldığı bilgisini gördüm. Allah Allah dedim kendi kendime. Bildiğim kadarı ile söz konusu köprüler polisin kontrolünde idi. Jandarma’nın köprüde ne işi olabilir, acaba büyük bir terör tehdidi mi var diye düşünürken, başka bir kanalda Ankara’da jetlerin alçak uçuş yaptığı bilgisi geldi. Ordunun içinde bir şeylerin olduğu belliydi. Ancak saatin 22: 00 suları olması, darbe ihtimalini aklımın kabul etmesine izin vermiyordu. Daha sonra Başbakan Binali Yıldırım’ın açıklaması ile bunun bir darbe girişimi olduğunu öğrendik. Ardından Genelkurmayın internet sitesinden ve TRT üzerinden açıklanan, sonradan korsan olduğu ortaya çıkacak olan darbe bildirisini duyunca, ‘’ Siz darbe mi gördünüz? 12 Eylül’de şöyle oldu, böyle oldu ‘’ diye darbelerden konu açıldığında sanki darbe görmek güzel bir şeymiş gibi hava atanlara karşı, artık bende darbe gören bir nesil olma “şerefine nail oldum” diye gizli gizli sevinmedim değil. Bir de, darbe vesilesi ile rahmetli Hasan Mutlucan’ın serhad ve kahramanlık türküleri bir süre revaçta olur ve günümüzün geçmişten kopuk, popüler kültürünün etkisindeki gençliğe milli bir etkisi olur diye de hafiften keyiflendiğim de doğrudur…

Değerli dostlar, işin şakası ve ironisi bir tarafa, Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekten çok büyük bir badire atlattı. 1970’lerin sonundan itibaren devlete sızma çabasında olan, bu çabasında belli ölçülerde başarı sağlayan, AKP iktidarı ile birlikte ise 2013 yılının sonuna kadar devletin kapılarını kendine ardına kadar açık bulan Fethullah Gülen cemaati ya da popüler adıyla paralel örgütün eriştiği gücün, 15 Temmuz darbe girişimi vesilesiyle kan dondurucu yönünü gördük. Geçmişinde nice krizler ile karşı karşıya kalmış ve önüne çok ciddi engeller çıkarılmış olan Türk demokrasisi, tarihinin en büyük tehlikelerinden biri olan Fethullahçı darbe girişiminde sarsılmış ama yıkılmamıştır. Lâkin Türk demokrasinin bu darbe girişiminde yıkılmamasının sebebi, geçen yıllar içinde Türkiye’de demokrasinin kurumsallaşmış ve güçlenmiş olması değil, söz konusu darbe girişiminin trajikomik planı ve darbenin emir-komuta zinciri içinde olmamasından kaynaklanmıştır. Maalesef ortaya çıkan sonuç budur. Umarım ki bu darbe girişimi, siyaset kurumunun Türkiye’de demokrasiyi kurumsallaştırması ve yaygınlaştırması noktasında bir milat olur.

15 Temmuz şerri içinde, görmek isteyene, anlayana nice hayırlar var. Elbette ki bunlardan biri, başta TSK olmak üzere devletin can damarlarına sızmış, uyuyan FETÖ hücrelerinin açığa çıkması ve devletten kökünün kazınması noktasında atılan ve atılacak adımlardır. Ancak bu durum, darbe girişimi ile Türkiye’nin bir daha karşı karşıya kalmaması noktasında atılabilecek konjonktürel bir adımdır. Oysa Türkiye’nin bu anlamda yapısal adımlara ihtiyacı var. Şunu hiçbir zaman unutmayalım; askeri darbeler, ister emir-komuta zinciri içinde olsun ister olmasın, ister ordu içinde herhangi bir grup tarafından ya da gerçekten ordunun kurumsal kimliği ile yapılsın, arkasında da herhangi bir dış mihrak olsun ya da olmasın durup dururken yapılmaz, yapılamaz! Hani 12 Eylülcülerin meşhur bir sözü vardı ya, ‘’ şartların olgunlaşmasını bekledik ‘’ diye, şartlar müsait olmadan, zemini olmadan ne darbe yapılabilir, ne de darbe girişimine cesaret edilebilir. 12 Eylül askeri darbesinin şartlarının olgunlaşmasında, 12 Eylül’ü yapanların da payı vardı. Peki 15 Temmuz darbe girişimine cesaret veren şartların olgunlaşmasında iktidarı ve muhalefeti ile siyaset kurumunun büyük zaafı ve sorumluluğu yok mu? Diyeceksiniz ki, şartların olgunlaşması darbeleri meşru mu yapar, darbe yapılmasını mı gerektirir? Elbette ki kocaman bir hayır yanıtı veririm bu soruya. Ancak darbeye davetiye çıkarmak, darbenin şartlarının olgunlaşmasına hatta en azından bir bölümünü de olsa halkın darbeyi başarılı olduğu takdirde kabullenecek konuma getirmek, çok mu doğrudur? Çıkarsana ağzındaki şu baklayı diyenlere hemen açıklayayım: Evet, askeri darbeler kanlı ya da kansız olsun illegal kimliğe sahiptir ve gayri meşrudur. Ancak kabul edelim ya da etmeyelim bu konuda bir gerçek var; askeri darbelerin kendi içinde meşru kimliği vardır! O da darbeye zemin oluşturan şartlardan kaynaklanmaktadır. Bugün bertaraf ettiğimiz Atatürkçü süsü verilmiş FETÖ’cü darbe girişimi gibi herhangi bir grup tarafından  ya da emir-komuta zinciri içinde gerçekleşecek bir darbe veya darbe girişimi ile  yarın yine karşı karşıya kalmayacağımızı kim garanti edebilir?

Ne mi yapmak lazım? Bu hususta AKP, CHP ve MHP’ye sesleniyorum:

Ey AKP iktidarı; ne istedilerse vererek, hatta Türkiye’yi sanki koalisyon ortağınızmışçasına bir dönem birlikte yöneterek palazlandırdığınız, bu uğurda TSK’nın gerçek mensuplarına kumpas kurulmasına icra zemini oluşturduğunuz Fethullahçıların kan dondurucu 15 Temmuz girişimi gösterdi ki, Türkiye derhal ve kapsamlı bir şekilde cumhuriyetin fabrika ayalarına geri dönmelidir. Bu kapsamda, 14 yıldır milliyetçiliği ayaklar altına alarak, demokrasiyi yalnızca kendinize oy verenlere lütfederek, milli iradeyi sadece iktidara oy verenlerden ibaret olduğunu lanse ederek, hak ve hukuku siyasallaştırma yolunda adımlar atarak fiilen büyük ölçüde askıya aldığınız cumhuriyetin milli-üniter devlet yapısı ve laik, demokratik, sosyal hukuk devleti meziyetleri yeniden işlerlik kazanmalıdır. 14 yıllık iktidarınızda ortadan kaldırdığınız devlet aklı yeniden var edilmeli, Türk Ordusunun katlettiğiniz Atatürkçü ruhu yeniden canlandırılmalıdır. TSK ve devletin diğer hayati önem teşkil eden noktalarına getirilecek olanlar, benden olsun anlayışı ile değil, yeniden liyakat esas alınarak değerlendirilmelidir. Bugüne kadar özenle gerçekleştirdiğiniz toplumu kutuplaştırma siyasetini terk ederek, Yeni Türkiye değil, yeniden Türkiye olma yolunda bir siyaset izlemeniz bu anlamda son derece hayatidir.

Ey CHP ve MHP; FETÖ’cülerin devletin kritik noktalarına sızmasında büyük sorumluluğu olan ve 14 yıldır yapmış olduğu kabul edilemez yanlış ve hatalara rağmen AKP’nin iktidardan muhalefete düşmemesi, sizlerin Türk halkının AKP’nin alternatifi olduğunuza ikna edememeniz, bu anlamda toplumun önüne yeteri kadar bir şeyler koyamamanızın eseridir. İçinde bulunduğumuz bu süreçte, tıpkı AKP gibi muhalefetinde dersler çıkarması gerektiği muhakkaktır. Bundan sonra, yapmış olduğunuz muhalefet stratejisini tekrar gözden geçirmeli, cumhuriyetin fabrika ayarlarına geri dönmesi ve Türk demokrasinin kurumsallaştırılması noktasında adımlar atması için AKP İktidarının yakasına yapışmalı ve bırakmamalısınız!

Türkiye’yi bu hale getirenlerden, Türkiye’nin bu halini düzeltmesini beklemek ne kadar gerçekçi, kabul etmeyelim ki tartışmaya açık. Lâkin ne demişler, umut fakirin ekmeği işte. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.