Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, 15 Temmuz darbe girişimi hakkında, "Siyasi, sivil destekleri de mutlaka vardı. Önümüzdeki günlerde onlarda ortaya çıkacak" dedi. Önümüzdeki günlerde darbe girişiminin siyasi ayağı olarak ortaya ne çıkar ya da çıkar mı bilemem. Ancak 15 Temmuz’da gerçekleşen FETÖ’cü darbe girişiminin geçmişe dönük siyasi ayağı olduğu gerçeği kesindir. Evet, 2002-2013 yılları arasındaki AKP-Cemaat birlikteliğinden bahsediyorum. Yanlış anlaşılmasın, AKP iktidarını darbe girişiminin siyasi ayağı olarak itham etmiyorum, zaten hali hazırda iktidarda olan bir siyasi cenahı askeri darbe girişiminin siyasi ayağı olarak göstermek deli saçması bir şey olur. Kastettiğim şey şudur; FETÖ’cü darbe girişimi bir sebep değil, sonuçtur ve bu sonuca neden olan dinamikler içinde siyasi kimliğe sahip olan yanlış ve hataların sahibi AKP iktidarıdır. Kaldı ki bu hata ve yanlışlar, Türkiye’ye 15 Temmuz kâbusunu yaşatan en önemli dinamiklerdir.

Mâlum, darbe girişiminin ardından FETÖ’ye yönelik operasyon fırtınası başladı ve bu fırtına daha devam edeceğe benziyor. Söz konusu operasyonlar, TSK, yargı, emniyet, bürokrasi, eğitim, sağlık ve iş dünyasına kadar varan geniş bir yelpazede yapılıyor. Elbette yapılmalı. Zira cemaatin 1970’lerden beri devletin kurumuna sızmaya çalıştığı, bu çabasında da dönemlere göre çeşitli ölçülerde başarı sağladığı su götürmez bir gerçektir. Ancak, AKP’nin ilk kez iktidar olduğu 2002’den 2013’ün Aralık ayına kadar geçen süre içinde cemaatin devlete sızmak şöyle dursun, devletin kapılarını tutacak, kendinden olmayanlara devletin kapılarını kapatacak ve hatta başta TSK mensupları olmak üzere kendinden olmayanlara kumpas kuracak, tasfiye edecek bir konuma geldiği de, daha korkunç ve somut bir gerçektir. Öyleyse, 2002-2013 yılları arasında Türkiye’yi cemaatle koalisyon halinde yöneten ve hatta o dönemler en tepedeki isimlerinin ifadelerine dahi yansıdığı bu birlikteliğin eşlerinden biri olan AKP iktidarının hadi sanıklığını geçtik, tanık olarak FETÖ soruşturmasında yer alması gerekmiyor mu?

Evet, cümlelerimde buram buram AKP’ye sitem kokuyor olabilir ama bunları AKP’ye olan nefretimden dolayı söylemiyorum. FETÖ soruşturmasının hukuki olarak tam anlamıyla gerçekleştirilebilmesi ve mâkul sonuçların alınması için AKP iktidarının en azından tanık olarak bu soruşturmada yer alması gerektiğini hatırlatıyorum. Eğer bu böyle olmazsa, yarın başka bir iktidar gelir, o da başka dini ya da seküler gruplarla dirsek temasında bulunur, devletin kapılarını onlara teslim eder ve sonuç olarak Balyoz, Ergenekon gibi kumpaslar ve 15 Temmuz gibi sonuçlar yeniden Türkiye’nin gündemine gelir. En nihayetinde de, kandırılma mevzusu Türk siyasetinde bir gelenek haline gelir. Tıpkı bir zamanlar iş başına gelen her hükümetin enkaz devralması gibi!

Elbette ki, on dört yıllık iktidarında yaptığı nice hata ve yanlışlarına rağmen birini dahi kabul edip, istifayı geçtim özür dilemeyi bile kamuoyuna çok gören ve köşeye sıkıştığında ise kandırıldık diyerek sorumluluğu üzerinden atmaya çalışan AKP cenahı ve üzerindeki vesayetin, FETÖ soruşturmasına tanık olarak bile dâhil olması, bugünkü konjonktürde mucizeden bile daha imkânsızdır. Ancak, AKP iktidarına muhalif bir yazar ve milliyetçi bir kalem olarak AKP iktidarına bazı soruları sormamız için de mucize beklemeye gerek olmadığını düşünüyorum.

     1-         2002-2013 yılları arasında, bir koalisyon ortağı gibi birlikte yürüdüğünüz Gülen Cemaati ya da popüler adıyla Paralel Yapı veya FETÖ mensuplarının bu süre içinde devlete yerleştirilmesinde vebali olanlar hakkında AKP’nin kendi içinde bir yaptırıma gitmesi gerekmiyor mu?

     2-         Bütün uyarılara rağmen, Atatürkçülere karşı tercih ettiğiniz ve elinizde bir silah olarak tuttuğunuz, ancak silahın namlusu size dönünce cemaatin gerçek yüzünü gördüğünüz ya da kandırıldığınızı anladığınız gibi, Atatürkçülerin muktedir olma budalası olmadığını,  cumhuriyetin bekası için kaygılandığını, başta milli-üniter ve laik demokratik sosyal hukuk devleti kimliği olmak üzere cumhuriyetin temel niteliklerinin temsilcisi olduğunu ve bu memleketin temel değerlerini savunduklarını anladınız mı? Her ne kadar açıkça dile getirmeseniz de 15 Temmuz sonrasında Atatürkçülük çizgisine gelmeniz anladığınızı gösteriyor. Umarım bu durum konjonktürel değildir. 

     3-         FETÖ mensuplarını devletten hatta ülkeden temizlerken, bu durumun bir cadı avına dönüşerek FETÖ ile uzaktan yakından alakası olmayan AKP muhaliflerinin de arada kaynamaması gerektiğinin, eğer böyle olursa tıpkı 28 Şubat süreci ve Balyoz, Ergenekon gibi kumpasların doğurduğu sonuçları doğuracağını, bu durumunda yine Türk yargısına olan güven noktasında büyük tahribatlara ve mağduriyetlere yol açacağının bilincinde misiniz?

     4-         Başınıza gelen FETÖ musibetinden sonra, halkın size verdiği iktidar yetkisini hiçbir dini ya da başka kimliklerdeki gruplarla paylaşmamanız gerektiğini, bu durumunda milli iradeye karşı bir darbe olduğunu anladınız mı?

     5-         Bu musibetten ders çıkarmadıysanız, 2013’ün Aralık ayında yollarınızı ayırdığınız Gülen Cemaatinin yerine, başka cemaatlerle dirsek temasında bulunmaya kalkarsanız yine aynı musibetlerle karşılaşacağınızı anlamanız için ne olması lazım?

Bu soruları tarihe not düşmek adına soruyorum. Umarım AKP iktidarında defalarca söylediğimiz biz demiştik ifadesi, bu sorular noktasında gelecekte geçerli olmaz. Yeri gelmişken bu sorulardan ayrı olarak şu konuya da değinmek istiyorum; 15 Temmuz’dan bu tarafa Türkiye’nin her yerinde meydanlarda demokrasi nöbeti tutuluyor. Ancak bu durum, hızlı bir şekilde sözde demokrasi nöbetine, özde Erdoğan ve AKP propagandasına dönüştürüldü. Bu durum, birlik beraberliğe en çok ihtiyacımızın olduğu şu kritik günlerde FETÖ’ye karşı olan ama AKP’ye de muhalif olan bu ülkenin vatansever insanlarının tepkisine neden olduğunu ve toplumu kutuplaştıracak yeni bir unsuru doğuracağı şüphesizdir. Eğer Erdoğan ve AKP iktidarı, 15 Temmuz’dan sonra izledikleri ve daha çok söylem üzerinden seyreden birlik ve beraberlik siyasetinde samimi iseler, bu samimiyetlerini sözde demokrasi nöbetlerini, siyasi propagandadan arındırarak özde demokrasi nöbetlerine dönüştürmelidir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki; 15 Temmuz darbe girişiminin ortağı olarak olmasa da, sebebi olarak siyasi ayağı AKP iktidarıdır. AKP iktidarı bu korkunç yanlışın bedelini, istifa ederek ödemiyorsa, ders çıkararak ödemeli ve 17-25 Aralık’tan sonra yaptığı gibi cemaatle CHP ve MHP’yi ilişkilendiren basiretsiz stratejilerle üzerindeki bu vebali atmaya çalışmamalıdır. Bunun, bu zamanda kadar Türkiye’ye bir şey kazandırmadığı gibi bundan sonra da bir şey kazandırmayacağı aşikârdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
mürsel 3 ay önce

ya arkadaşım siz gibi sert kafalara aylarca günlerce yazıldı söylendi. FETÖ bir cemaat değil siyasi istihbari bir oluşum. Tıpkı kemalizm gibi. Tasavvuf terbiyesi almış bu Müslüman Millet Devletinede Milletinede Vatanınada sahip çıktı. Bu gün GÖKTÜRK-1 uzaya gönderilebiliyorsa bunu uzaydaki yerini uluslararsı anlaşmalarla alan Müslüman-tasavvuf terbiyesi almış Rahmetli Özal ve şimdiki Cumhurreisi Erdoğana ve hatta Türkeşe Erbakana ve bu manevyattaki büyük insanlara borçludur. Nedir bu Müslüman hoşgörüşsüzlüğünüz arkadaşım