15 Haziran 2016 tarihli, “19 Haziran: Dönüm Noktası” başlıklı yazımda, Ülkücülerin 1 Kasım seçimleri sonrası başlayan değişim hareketinde demokrasi ve hukuk destanı yazdığını, bu mücadelenin daha değişimi gerçekleştirmeden birçok şeyi kanıtladığını, Ülkücülerin yeni görevinin 19 Haziran’daki tüzük kurultayına sahip çıkmak olduğunu ve 19 Haziran’ın ne ifade ettiğini naçizane anlatmaya çalışmıştım. 19 Haziran günü görüldü ki, yazımda belirttiğim 19 Haziran’a neden katılmak gerektiği ve 19 Haziran’ın neler ifade ettiğine dair hususların hepsi Ülkücü bilincin adeta tek gündemi olmuş. Söz konusu yazımın başında, Ülkücülerin bu destansı mücadelenin sadece MHP’nin değil, Türk siyasi tarihine de geçeceğini belirtmiştim. Emin olun Ülkücüler 19 Haziran tüzük kurultayında yine ve yeni bir tarih yazdılar. Bir tüzük kurultayı, hiçbir zaman bu kadar çok şey ifade etmemiş ve bir siyasi parti, hatta bir millet için hayati derece de önem taşımamıştı ve taşımayacak.

Ülkücüler, yıllardır AKP karşısında alınan yenilgilerin, yaşanan ezilmişliklerin geldiği son nokta olan 1 Kasım’dan sonra, bu durumun 1 Kasım’dan daha ileri gitmemesi ve mağlubiyeti zafere dönüştürme hedefinde aylardır Balgat’a rağmen çok yol aldı. Bu yolun seçimli olağanüstü kongreden daha önemli kilometre taşıydı 19 Haziran. Nasıl ki, Çanakkale Zaferi olmasa belki de İstiklal Harbi olmayacaktı, nasıl ki Çanakkale İstiklal Harbi’nin önsözünü yazdı, işte böyle bir bağ var 19 Haziran ile 19 Haziran’da meşru hale getirilen 10 Temmuz’daki seçimli olağanüstü kurultay arasında. MHP tarihinde adeta bir Çanakkale Zaferi’nin işlevini görecek olan 19 Haziran tüzük kurultayının birinci kahramanı delegelerdir ama bugünün şeref madalyasının sahibi, delege olmadığı halde yüzlerce kilometre öteden gelen, dağın başındaki bir otele ulaşmak için bunaltıcı sıcağın altında kilometrelerce yol yürüyen, kadını erkeği ile yüzyılın demokrasi mücadelesine omuz vermeye gelmiş, hesapsız kitapsız, ülkü ve Türkiye sevdası uğruna bu çileye katlanmış olan Ülkücülerdir. Allah onlardan razı olsun. Onlar, bu haklı ve meşru mücadelenin mimarlarıdır.

19 Haziran günü Ülkücüler Ankara Akyurt’ta bir araya gelmiş olsa da, sanki bir Erciyes havasının da kurultayın yapılacağı otelin üzerinde gezdiğini belirtmek gerekir. Bu anlamda gördüğüm çarpıcı husus, yıllar sonra ilk defa Ülkücülerin bir programda bu kadar heyecanlı, moralli ve umutlu olması idi. Kurultayın yapıldığı otelin içinde ve önünde, seyircilerin alındığı spor salonunda ve etraftaki ağaçların altında birbirlerini yıllar soran görüp hasret gideren, ilk defa orada tanışıp Ülkücü Ülkücünün öz kardeşidir sözünü hatırlatırcasına samimiyet kuran ve hareketin durumu ve geleceği uğruna hasbihal eden Ülkücüler bana Erciyes’i hatırlattı, Erciyes’i tattırdı.

Kurultay açıldıktan sonra, divan başkanlığı için verilen iki  listenin birleşmesi hususunda Ülkücü delegasyonun gösterdiği kararlı duruş demokrasinin gücünün küçük bir örneğini, bu süreçten Ülkücü camianın neler kazandığını ve neler istediğini gösteriyordu. Ve liste birleşmesi sonucu adayların birbirlerinin elini kaldırmasıyla salonun hep bir ağızdan “Ülkücü Hareket Engellenemez” diye haykırması da bu isteklerden birinin dile gelişi oluyordu. Divan seçimi konusunda adaylar arasında kriz çıktı diye sevinmeye başlayan Balgat’ın ve bülbüllerinin bu sevinci kursaklarında kaldığı için üzgünüm.  Kurultayın en güzel ve manidar yanlarından biri, rahmetli Ali Güngör’ün 2001 yılındaki haksız şekilde ihracını iptal eden önergeydi. Bu önerge oylanırken salona baktığımda, herkes ayağa kalkmış ve gözyaşları içindeydi. Gerçekten görülmeye değerdi. Ülkücü irade, sadece bu konu üzerinden bile başlı başına demokrasi ve hukuk destanı yazmıştır. 63. Madde ile birlikte değiştirilen diğer maddeler de, bence tadilatı gerekli maddelerdi. Balgat’ın günlerdir, Yargıtay kararı ile de zorunlu hale gelmiş olduğu halde korsan, hukuksuz ve kaosa yönelik dediği 19 Haziran’ındaki kurultayın aldığı kararla 10 Temmuz’u hukuki hale getirmesi de ayrıca manidar oldu.

Ülkücü delegasyonun demokrasi ihtilali yaptığı bu kurultay, aynı zamanda MHP içinde kimin kime muhalif olduğunu da kanıtlamıştır. O muhalif kanat, bu sürecin başından beri çark etmekten bıkmamış gibi yine kendisinden bekleneni yapıp, tüzük kurultayının sonucuna akıl, mantık, gerçeklik ve hukuktan uzak şekilde yaklaştılar. Delege çoğunluğunun değişimden yana olduğu tescillendiği halde halen koltukta oturmaya devam edenlerin demokrasiden ne anladıklarını, olur da o koltuklarında kalırlar ve şeş kaza iktidar olurlarsa tahribata uğrayan Türk demokrasinin nasıl tamir edeceklerini ve demokrasiyi nasıl uygulayacaklarını merak ediyorum. Birinci sınıf demokrasilerde bu tablonun karşısında durulmaz, durulamaz. Elbette ki bu Balgat beylerinin kendi takdirleridir. Fiilen bitmiş sıfatlarını biraz daha taşımayı, bunu yaparken de Ülkücü Hareketi bölmeyi, Ülkücülere hakareti, Ülkücüleri kutuplaştırmayı 10 Temmuz’a kadar sürdürmeyi de kâr sayıyor olabilirler. Ziyanı yok, zira anca 10 Temmuz’a kadar kâr edebilirler.

Uzun lafın kısası; tüzük kurultayındaki oylamada kabul edenler denildiğinde el kaldıran Ülkücü delegasyon, böylelikle, MHP’siz siyaseti, Türk’süz Türkiye’yi, Türkiye’nin tek adam rejimine geçmesini ve Türkiye’nin dönüşmesini kabul etmiyorum demiştir. 10 Temmuz’daki olağanüstü kurultayda değişim gerçekleştikten sonra ise, Türkiye’de olağan siyasi paradigma da tamamen değişecektir…

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.