Hezimetlerin gelecekteki zaferlerin temelini oluşturma gibi bir özelliği vardır. O hezimet doğru şekilde okunduğu ve gerekli dersler çıkarıldığı takdirde tabi. Doğru okunup ders çıkarıldığı takdirde, o hezimet hezimet olmaktan çıkar ve büyük sıçrayışı gerçekleştirmek için birkaç adım geri gitme işlevi görür. Bu husus, 2007’den sonraki süreçte MHP’yi yönetenlerin göz ardı ettiği hatta ısrarla kaçtığı bir durumdur. Seçim hezimetleri dışında, dinamik kimliği içerisinde siyasetin bugünü ve yarınına vakıf olma düşüncesi de MHP’nin gündeminden yıllardır uzak kalmıştır. Gündelik siyasi polemik ve söylemleri bu düşüncemize karşı bir tez olarak sunacak olan varsa, ne demek istediğimizi anlamamış demektir. Kastettiğimiz vakıf olma durumu, değişen ve gelişen dinamikler üzerinden gündelik siyaset yapmak değil, bu şartları değerlendirecek ya da değiştirecek fikir ve politikaları üretebilmek, çözüm önerisi ortaya koyabilmektir. Bu noktada bir çaba sarf edilmediği içindir ki, 14 yıllık AKP iktidarının her döneminde haklı çıkmasına rağmen MHP sürekli hesap ödeyen konumunda kalmıştır.

21. yüzyıl öyle bir çağ ki; kendini okuyamayan, çağa ayak uyduramayan siyasi hareketleri kimliği ne olursa olsun yok olmaya zorlamaktadır. Türk siyasi tarihinin yakın geçmişi bunun örnekleri ile doludur. MHP’de 1 Kasım sonrası Ülkücü tabanda doğup bütün memleket sathına yayılan değişim hareketi, bu anlamda MHP ve Ülkücü camiaya bir platform olmuştur. Ancak, bugünün MHP muktedirleri, başta genel başkan adayları olmak üzere, sürekli haklı çıktığımız halde neden bedeli hep biz ödüyoruz, bunu tartışalım diyen partilileri ve değişim isteyenleri itham edici yaklaşımda bulunması, değişim isteyenlerin de bu haksız ithamlara karşı haklı olarak savunma refleksi göstermesi, değişim hareketine kısır tartışmaların sahip olmasına neden olmakta ve Ülkücü camianın bu tarihi fırsatı yeteri kadar değerlendirmemesine yol açmaktadır.

Milliyetçi-Ülkücü camia, bu tarihi fırsatı değerlendirememesinin sıkıntılarını, MHP’de yönetim değişikliği olsun ya da olmasın önümüzdeki süreçte çok ciddi şekilde yaşayabilir. Hatta daha vahimi, MHP gelenek ile bugünü ve geleceği birleştirecek olan fikri yenilenmeyi gerçekleştirememesinin sıkıntılarını en ciddi şekilde iktidar olduğunda yaşayabilir. Bu durumun önüne geçebilmek için, Türk milliyetçiliğinden Türkiye ve dünyaya bakabilen, dünya ve Türkiye’den de Türk milliyetçiliğine bakabilen bir zihniyetin MHP’de muktedir olması gerekmektedir. Yani değişim bu felsefe üzerinden gerçekleşmelidir. Öyleyse Ülkücü camia, genel başkan adaylarını ithamlar üzerinden tartışmayı bırakıp, bu açıdan değerlendirmelidir. Bu başarıldığı takdirde, hem değişim geleceğe dönük olarak sağlam temeller üzerinde gerçekleşir hem de MHP’nin iktidar olduğunda hedeflerine yönelik politika üretmekte sıkıntı yaşaması söz konusu olmayacaktır.

Elbette ki genel başkan adayları kendilerine ve kurultay sürecine yapılan karalamalara cevap vermekten arta kalan zamanlarda kastettiğimiz değişime yönelik düşünce ve projelerini ortaya koymaktadır. Ancak olması gereken, bu düşünce ve projelerin değişim sürecinin tamamen hâkim unsuru olmasıdır. Değişim hareketi bu minvalde bir boyut kazandığı takdirde, MHP 10 Temmuz’dan sadece mevcut yönetimini değil, Türk siyasi hayatında da birçok şeyi değiştirerek çıkacaktır. Kendini hezimette de, zaferde de okuyabilen bir siyasi hareket, çağı yakalamaktan öte, çağı yönetecek ve çağı değiştirecek bir etkiye sahip olur ki; fetret devrinden 40 yıl sonra İstanbul’u fetheden bir geleneğin takipçisi olan Ülkücü Türk milliyetçileri bunu gerçekleştirecek kudret ve kabiliyete sahiptir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.