Sayın Bahçeli Twitter hesabından kendisine muhalif hareket başlatan Sinan Oğan ve böyle bir potansiyel taşıyan Meral Akşener ve Koray Aydın’ı ima ederek “Serçe kuşu dağdan kalksa ne yazar, tavşan dağa küsse, karınca file diklense ne kazanır!” diye seslenmiş.

Bu metafordan anladığımız kadarıyla Sinan Oğan herhalde açıkça Genel Başkan adaylığını ilan ettiği için “file diklenen karınca” oluyor. Meral Akşener ise zarafeti, ürkekliği, MHP’nin zirvelerine uçarak konduğu ve bugün milletvekili olamayıp MHP TBMM grubunda artık bulunmadığı için “dağdan kalkan serçe kuşu” oluyor.  Koray Aydın ise MHP dağının zirvelerine Akşener’in aksine aşağıdan yukarıya koşarak tırmanmış, emek harcamış ve bu dönem Ankara 1. Bölgeden aday olmak istediği halde Bahçeli tarafından Trabzon’a gönderilip seçilemediği için Bahçeli’ye küsen “tavşan” pozisyonunda olsa gerek.

Tavşan ve serçe henüz adaylık ilan etme cesaretini gösteremediği için onları da zor durumda bırakmamak adına bir şey söylemeyeceğim. Ancak şu “file kafa tutan cesur karınca” meselesine değinmeden geçemeyeceğim.

Bir kere karıncalar mübarek hayvanlardır. Allah (c.c) onları Kur’an’da zikrederek onurlandırmıştır. “Neml Suresi” (Karınca Suresi) olarak adlandırılan sure, adını bu küçük ama bir o kadar maharetli canlıdan alır.

İster Doğuda, ister Batıda olsun dünyanın bütün kültürlerinde karınca önemli bir yer tutar. Çünkü karınca çalışkandır, ağustos böceği gibi zamanını çalgı çengi ile geçirmez. Tasarrufludur, biriktirir ve sadece ihtiyacı kadar tüketir. Güçlüdür, kendi ağırlığının 10 katını kaldırabilir. En önemlisi cesurdur, büyük küçük fark etmez her canlıya kafa tutup rahatsız edebilir.

Tasavvufi bir bakışla Allah’ın peygamberleri de birer karınca misalidir. Gece gündüz durmadan, bıkıp usanmadan Allah’ın dinini tebliğ etmişlerdir.  İlahi gerçekleri anlatırken karşılarında duran devasa fillerden hiç korkmamışlardır. Kurulu düzeni temsil eden güç, servet ve hükümranlık gibi bütün kirlenmiş sembollere cihad ilan etmişler. Zulüm düzeninin bütün ihtişamıyla boy gösteren o kocaman “fil”lerini yere devirip Allah’ın adaletini yeryüzünde hâkim kılmak için hayatlarını ortaya koymuşlar.

İbrahim Halilürrahma, Nemrut fili karşısında kocaman yürekli bir karıncaydı. Ateşten korkmadı. O filin yaktığı devasa ateş o küçücük Karıncayı yakamadı. Fakat filin burnuna giren bir küçük sinek (biyolojik olarak karıncalar, arılar ve sinekler aynı familyadandır) o mağrur fili yerle bir etti.

Musa da Tur Dağı’ndan Nil’e yürüyen bir karıncaydı,. Mısır’ın yarı tanrı fili Firavun’a kafa tuttu. “Bu zulüm ve köle düzenini kaldır, insanlarımı özgür kıl” dedi. Firavun bütün ordularını karıncaların üzerine gönderdi. Deniz yarıldı, karıncalar kazandı. Ama Firavun fili Cebrail tarafından ağzına bir avuç balçık tıkanarak Kızıldeniz’in sularına gömüldü.

İslam güneşi Resulullah (SAV) da Mekke’nin cahil filleri karşısında bir karınca misaliydi. Öksüz ve yetimdi. Tek başınaydı. Gücü ve serveti de yoktu. Ama yüreğinde Allah vardı. “Bir elime güneşi, bir elime ayı verseniz de davamdan vazgeçmem” dedi. Mekke’nin servet, güç ve hâkimiyet sahibi filleri Ebu Cehil, Ebu Leheb ve Mugire, o rahmet için gönderilen Karınca’yı ezmek istedi. O’nu tecrit edip dışladılar. Evinde öldürmeye kalktılar. Vatanından sürgün ettiler. Bedir’de kanını toprağa döktüler. Ancak Allah’ın izniyle yine Rahmet Karıncası kazandı. Mekke’nin filleri Kabe’nin huzurunda birer birer devrildi. Ebrehe’nin fil ordusu gibi “yenmiş ekin yaprakları”na döndüler.

Karıncalarla fillerin savaşı iyiyle kötünün, hayırla şerrin, hakla batılın, aydınlıkla karanlığın, adaletle zulmün savaşıdır. İnsan haysiyetine, Müslüman ahlakına ve Türklük onuruna sahip olan her ülkücü ve Türk milliyetçisi kutsal davası için zulüm ve haksızlık ister bir fil kadar güçlü ve iri dahi olsa, karşısında karınca misali direnmek zorundadır. Bizi biz yapan değer işte budur. MHP’nin fillerine, Sayın Bahçeli’nin Türkiye’yi ve MHP’yi çaresizliğe sürükleyen politikalarına, Sinanlar, Meraller, Koraylar “dur!” demezse hangi ülkücü haysiyetten bahsedeceğiz. Onlar direnişi başlattığında biz ülkücüler olarak onların arkasında sağlam bir irade ile durmazsak yarın evlatlarımıza, torunlarımıza ne anlatacağız. Bahçeli’den nasıl korktuğumuzu, nasıl bir köşeye saklandığımızı mı anlatacağız. Tarihe nasıl hesap vereceğiz. Unutmamalıyız. Yarın Bahçeli gider ama, ülkücü hafızalarda kalan, Bahçeli’nin tetikçilerinin tehdit ve hakaretleri değil, namuslu ülkücülerin sessizliği ve sinikliği olur. Allah beni böyle hatırlanmaktan, evlatlarıma böyle bir miras bırakmaktan korusun.

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Eyup taskesen/ osmaniye 1 yıl önce

Hurriyetcılik ve Şahsiyetcılik inancımızin temellerindendir yanlışları alkışladıgimiz yalakalık yaparsak inancımız idealistligimiz Nerede kalir

Avatar
eyup taşkesen/osmaniye 1 yıl önce

Hürriyetçilik ve şahsiyetçilik ülkümüzün temel taşlarından birisidir yanlışlara yaltaklanmak ülkücünün yapamayacağı bir davranış biçimidir yanlışları söyleyebilme cesareti olanları kuş gibi hükümsüz görmek hükümsüzlüktür

Avatar
Enver SARICA 2 yıl önce

Gönlüne,kalemine sağlık değerli karadeşim.İnşaAllah her Ülkücünün feraseti açılır da başımız dik alnımız açık savunabiliriz.Gerçi şahsen başımız herzaman dik alnımız açıktır.Lakin umut olmak yerine mahçup düştük.

Avatar
Mustafa Kıran 1 yıl önce

Öncelikle yazıyı yazan arkadaşı tebrik ederim.Çok güzel ve anlamlı bir yazı olmuş.Her gerçek ülkücünün yapması gereken de despotlar,zorbalar karşısında susup ben ne yapabilirim?Ben neyi değiştirebilirim?Demek değil yapılan yanlışlara karşı alnı açık başı dik şekilde eleştiri yapabilmek,yanlışları imkan dahilinde en açık ve net biçimde söyleyebilmektir.Olması gereken,yapılması gereken budur.Yazıyı yazan arkadaşın yukarıda da belirttiği gibi hafızalar despotların ve onların tetikçilerinin ne dediğinden ve ne yaptığından ziyade bu konuda doğruyu düşünen,doğru tarafta olanların ne yaptıkları yahut ne yapmadıklarını hatırlayacaktır.Çoğu zaman mantığın ve doğrunun yolu benzer zihinsel sorgulamalardan geçer.Bahçeli ile olamayacağı,bırakın 2016'yı 2011'de dahi artık çok açık ve net biçimde belliydi.İnşAllah,ülkücü irade aklın yolunu dinler ve gereğini yapar.