Afrin’e Çekilen Bayrak ABD’nin ve Kara Gücünün Hezimetidir!

Zeytin Dalı Harekâtı’nın 58’inci günüyle çakışan “18 Mart Şehitler Günü” hedefe ulaşılıyor, sabah 08.30’da Afrin ilçe merkezinde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile denetimindeki Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) kontrolü sağlıyordu.

Afrin’de PKK-PYD/YPG’nin merkez binasının çatısındaki göndere şanlı bayrağımız şehitlerimizin anısı için çekilirken, bina balkonuna Türk Bayrağı ve Özgür Suriye Bayrağı yan yana asılıyordu. TSK ve ÖSO Afrin’i kontrol altına alırken, hezimete uğrayan PKK-PYD/YPG hainleri telsizlere yansıyan konuşmalarıyla “telef olmamak için” çareyi kaçmakta buluyorlardı.

 Afrin Zaferi, ABD’nin ve kara gücü PKK-PYD/YPG’nin hezimetinin ilanıdır.

Milli ve yerli silahlarla örnek bir askerî harekât gerçekleştirilmişti. ABD’nin aksine yakıp yıkmadan, insanca harekât nasıl yapılır dersi dünyaya verilmişti. Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğünü gözeterek gerçekleştirdiği barış harekâtıyla, Afrin’de yaşayan Suriyelileri teröristlerin cenderesinden kurtarırken, göç etmek zorunda kalanların evlerine dönmesi için de yöreye barış getiriyor, huzura kavuşturuyordu.

Harekâtın önemli olan sonucu; ABD’nin “kara gücüm” dediği PKK-PYD/YPG’ye önce Fırat Kalkanı Harekâtıyla vurduğumuz darbeden daha büyük bir yenilgiyi, şimdi Zeytin Dalı Harekâtıyla yaşatmış olmamız. Tabii ABD de bu hezimetten payını almış olmanın kaygısını yaşıyor. Afrin zaferinin, 103 yıl önce Batılı emperyalistleri büyük bir yenilgiye uğrattığımız Çanakkale zaferinin yıldönümü olan 18 Mart’ta gerçekleşmiş olması çok anlamlı. Çünkü PKK-PYD/YPG’nin arkasında bugün yine Batılı emperyalistler var. Mehmetçik Türk’e özgü kahramanlığıyla Afrin’de destan yazarken, sivil halkı koruyarak dünyaya insanlık dersi de vermiş oldu, ama ne kadar anladılar acaba? Batılıların özellikle Anglosaksonların, kendilerini âri ırk sayan Cermenlerin, Frankların, Greklerin, Felemenklerin, Katalanların fıtratında insanlık yok ki…

Bir Gece Ansızın Vurulacak Yeni Hedefler ve Düşmanlarımız!

Şimdi Afrin ve yöresinde temizlik süre dursun, bundan böyle gündemi Fırat’ın doğusu oluşturacaktır. Hedefte Tel Rıf’at, Münbiç, Kobani (Ayn el-Arab), Tel Abyad ve Irak sınırına kadar tüm Fırat’ın doğusu var. Bu hedeflerden biri olan Münbiç’ten PKK-PYD/YPG’nin çıkartılacağı sözünü veren ABD tarafı şimdi cayıp, Münbiç’i tahkim etmiş bulunuyor. Hedefimiz Irak sınırı ile de bitmiyor, Sincar ve Kandil ile İran sınırına kadar dayanıyor. ABD piyonlarına bundan sonraki darbe Kuzey Irak’ta vurulabilir. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bir gece ansızın Sincar’a girebiliriz” diyor. Fırat’ın Doğusu ya da Kuzey Irak önceliği askeri stratejiye bağlı, ama Suriye sınırı bir an önce güvenceye alınmalıdır.

Dün Kürt koridoru, ABD koridoru adıyla kantonlar oluşturulmaya çalışılan bu kuşakta sadece PKK-PYD/YPG’yi temizlemekle iş bitmiyor. Türkiye, Irak, Suriye için PKK-PYD/YPG ne kadar tehditse, İran’daki PJAK da bölge için öyle tehdit. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) yani Barzanistan da bir tehdit. Özerklik isteği tokatla yanıtlanan Barzani yönetimi, Afrin’in TSK ve ÖSO tarafından teröristlerden temizlenmesine üzülerek Süleymaniye kentinde üç günlük yas ilan etmiş bulunuyor. Barzani peşmergelerinin PJAK-PKK-PYD/YPG’den farkı yok ki, hepsi ayrılıkçı militan Kürt güçleri. Ayrılıkçı Kürt hareketi bölgesel tehdittir ve temizlenmesi gerekir. Böylece ABD’nin, stratejik ortağı semitist İsrail’in, kölesi Suudi Arabistan’ın, Avrupa’nın Neo-Emperyalist ülkelerinin Kürdistan hayalleri çökertilecektir.

Büyük İsrail hayaline uzanan yolda Kürdistan’ın kurulması hayali bir köşe taşı olup, bugünkü İsrail’in güvenliği için olduğu kadar, Ortadoğu’nun hidrokarbon (petrol + doğalgaz) boru hattı güzergâhları ve ticaret yollarının denetim altına alınması için de istenmektedir. İşte bu nedenle Afrin harekâtından farklı olarak Fırat’ın doğusunda ve Kuzey Irak’ta yapılacak operasyonlar, uluslararası hidrokarbon ticaret politikalarına, emperyalist petrol politikalarına, çokuluslu petrol şirketlerinin kovanına çomak sokmak olacaktır. Petrol çamuru kaygan olduğundan, emperyalistler petrolü insan kanından daha değerli gördüklerinden zorlukları olacak bu operasyonların değişik bir stratejiyle, daha da önemlisi mutlaka bölgesel işbirliğiyle gerçekleştirilmesi gerekir.

  

Coğrafyamız Üzerinde ABD’nin Gizli Emelleri ve Planları Var!

Batı basınına sızan görüşmelere, protokollere bakılırsa, ABD’nin NATO’yu kullanmayı da öngören gizli planları Şam, Bağdat, Tahran ve Ankara ile ilgili yeni yıkım senaryoları içeriyor. Suriye’de savaşı kaybetmekte oluşlarını, Moskova ve Tahran’ın birlikte hareket edip  Şam ile dayanışmasına ve 15 Temmuz sonrası Ankara’yı yanlarına çekmiş olmasına bağlıyorlar. IKBY’nin bağımsızlığının Tahran, Ankara ve Bağdat’ın işbirliğiyle engellenmesi sonucu, Tahran’ın bölgede etkisini artırmış olmasından huzursuzluk duyuyorlar. İran-Suudi Arabistan çekişmesinde İran’ın sağladığı üstünlük bir başka rahatsızlıkları. Katar’a uygulanan Batı baskısının Katar’ı İran’a yaklaştırması ve Katar-Türkiye askeri işbirliği görmek istemedikleri olgular.

ABD, İran’ın bölgedeki nüfuzunu kırmanın peşinde ve Irak’tan çıkmış olmanın pişmanlığı içinde, şimdi oraya NATO’yu yerleştirmeye çalışıyor. NATO, Irak ordusunu güçlendirme ayağıyla Bağdat’ı ikna etmiş bulunuyor. NATO’nun isteğini fırsat gören Berlin, Irak ordusunu eğitme misyonunu üstleniverdi. Osmanlı döneminde Irak petrollerine ulaşmak için Berlin-Bağdat Demiryolu Hattı sömürü projesini geliştiren Almanya, şimdi Irak ordusunu eğitecek, askeri doktrinlerini hazırlayacak, pek tabii Irak ordusunu milli olmaktan iyice uzaklaştıracak. Dün peşmergeyi eğiten, PKK-PYD/YPG’ye beton tüneller kuleler inşa eden Almanya’nın Irak’ta yapacakları bölge için aslında tuzak oluşturacaktır. ABD’nin taşeron örgütü NATO’nun Irak’a yerleşmesi yeni sorunları beraberinde getirecektir.

ABD, İngiltere, Fransa, Suudi Arabistan ve Ürdün’ün katılımıyla Washington’da 11 Ocak’ta gerçekleştirilen gizli toplantının basına sızan protokolüne göre, “Suriye’yi Çökertme ve Paylaşma Planı” yapılmış bulunuyor. Türkiye ile PKK-PYD/YPG çatışması, İran-İsrail gerginliği ve ABD-İran restleşmesi, bölgedeki terör örgütlerinin kullanılması gibi konular değerlendirilerek hazırlanan plan ile NATO’nun Irak’a girmesi birbiriyle bütünleşik hamleler olarak değerlendirilmeli.

Plan ABD-İngiltere-Fransa emperyalist üçlüsünün Suriye’ye büyük bir saldırı yapmasını olası bir tehdit olarak ortaya koyuyor. Fransa’nın rüştünü ispat etme çabasındaki çocuk başkanı Macron, kimyasal silah bahanesine sığınarak ABD ile birlikte Şam’ı bombalama hevesinde olduklarını “kırmızı çizgimiz” diye açıklıyor. Kaddafi’ye uygulanan plan bazı rötuşlarla Esad’a uygulanmak isteniyor, ama Rusya’nın karşılık vermesinden korkuyorlar. Rusya da böyle bir hareketi cevapsız bırakmayacağını açıklamış bulunuyor. Ancak ABD, bölgede kalabilmek için kanlı senaryolar peşinde. Bu senaryoların bozulması için de bölge ülkeleri arasında işbirliği ve dayanışmaya gerek var.

Şahinleşen ABD’nin Tehditleri ve Oyunları Artacak Görünüyor!

Tüm bu plan hazırlıkları yapılırken, ABD cephesindeki şahinleşme daha bir anlam kazanıyor. ABD, 6’ncı filosunu Doğu Akdeniz’e yolladı. Basınımızda bu olay, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Ada’nın güneyinde ExxonMobil şirketinin hidrokarbon aramasıyla ilgili olduğu biçiminde yorumlandı, ama asıl neden Suriye’ye karşı tasarlanan planla bağlantılı. Yine de 6’ncı Filo Doğu Akdeniz’de Ege Adaları’nı ziyaret edip bayrak göstererek, Grekleri palikaryalık için cesaretlendiriyor. Ege’de ya da Doğu Akdeniz’de küçük de olsa bir çatışma yaratarak, Türkiye’nin dikkatini Fırat’ın Doğu’sundan ve Kuzey Irak’tan Batı’ya çekmeyi tasarlamış olabilir. Askeri gücü her iki tarafa da yetecek boyutta olan Türkiye’nin her zaman teyakkuzda olmasına gerek var.

ABD Başkanı Trump’ın beklenmedik şekilde, ExxonMobil’in eski başkan yardımcısı Tillerson’un Dışişleri Bakanlığı’ndan uzaklaştırıp yerine İran ve Türkiye düşmanı şahin Pompeo’yu getirmesi askeri planlarıyla bağlantılı. Tillerson’un yerine Pompeo atanınca, ABD Münbiç sözünden cayıyordu. ABD’nin dümeni artık şahin yeni muhafazakârların elinde olduğundan, Pentagon saldırganları fiili hazırlık içindedirler. ABD’nin stratejik can dostu İsrail, Hizbullah’ı tecrit edip destek ve kaynak akışını kesmek, Suriye ve İran’ı istikrarsızlaştırmak için ABD ordusunu kullanmanın peşinde, Pentagon da buna razı ve hazır. ABD’nin yeni muhafazakârları Washington’un dünya üzerindeki hegemonyasını korumanın ve gücünü göstermenin yanısıra, İsrail’in çıkarlarını korumanın peşindeler.

İşte böyle bir ortamda ABD’nin hedefinde İran ve Türkiye var. Artık ABD ve Türkiye restleşme aşamasındalar. Suriye’de kurulan 20 Amerikan askeri üssü, Türkiye ve İran’a karşı oluşturulmuş bulunuyor. Yine de ABD’nin Türkiye için havuç ve sopa politikasına dayalı alternatif planının olduğu söyleniyor. İran’a karşı yapılacak harekâtta Türkiye’yi yanına çekmek için tasarlanan böyle bir planı olabilir. Bu amaçla içerideki işbirlikçilerden yararlanmayı da tasarlayabilir. Nitekim içeride ortaya atılan bazı sözde öneriler, böyle bir tezgâhın delili sayılıyor.

ABD’nin tuzağına düşerek İran’a karşı yanında olmak, Türkiye için felaket olur, ülke parçalanır. Kaldı ki ABD’nin Ortadoğu’da inisiyatifi ele almasına yol açacak böyle bir gelişme, tüm Batı Asya’ya ve Ortadoğu’ya felaket getirir. İran ve Türkiye düşmanı Suudi Arabistan, İsrail ve hatta Yunanistan ile Kıbrıs Rumlarından başka kazanan olmaz. ABD’ye karşı Türkiye ve İran güçlü ve beraber olmak zorundalar. ABD gitmeden ya da sürülmeden bulunduğumuz coğrafyaya huzur gelmez.

Batı Asya Coğrafyasında Gereken İşbirliği İttifakı Zorunlu Kılıyor!

Türkiye, İran, Irak ve Suriye Ortadoğu’da da ayağı olan temelde Batı Asya ülkeleri. Önemli hidrokarbon rezervleri, hidrokarbon ticaret yolları, boru hatları ve güzergâhları bu coğrafyada.  Fırat ve Dicle vadileri ile Mezopotamya’dan beri gözde olan bereketli hilal toprakları bu coğrafyada. Denizlere açık olan bir coğrafya. Jeostratejik özelliği olan bir coğrafya. Coğrafyamıza göz koyanlar dün olduğu gibi bugün de varlar. Elbette dün olduğu gibi bugün de emellerine ulaşamayacaklardır.

Ancak, coğrafyamıza sınır güvenliği ve huzur getirmek, başta ABD ve taşeronları olmak üzere emperyalistleri, uşaklarını buradan uzaklaştırmak, yaklaşmalarına izin vermemek için bölgesel ittifak/pakt oluşturmak gerekiyor. Bu ittifakın gerekliliği bir süredir Türkiye’de ve İran’da düşünürler ve yazarlar tarafından zaten dile getiriliyor. İşte bu noktada, platformumuzda yer alan 13 Kasım 2017 tarihli “Batı Asya ve Avrasya İşbirliklerine Doğru” başlıklı duyurumuzda önerdiğimiz Batı Asya Birliği (BAB); Türkiye, İran, Irak, Suriye ve üye ya da gözlemci olarak Rusya’nın katılımıyla kurulmalıdır. Bu kuruluşun adı BAB yerine, elbette kurucuların belirleyeceği bir başka isim olabilir. Önemli olan isim değil, ama Batı Asya coğrafyasının kapsanmasıdır ki, ileri aşamada Azerbaycan ve diğer komşu bölge ülkeleri de katılabilir.

Batı Asya coğrafyası için bölgesel ittifak/pakt konusu zaman yitirilmeksizin Astana sürecinin gündemine alınmalı, Erdoğan-Putin-Ruhani üçlüsünün İstanbul zirvesinde gerekli ön adım atılmalıdır. Türkiye’nin Fırat’ın doğusu ve Irak’ın kuzeyi için yapacağı operasyonlar açısından böyle bir ittifak uzlaşısı ya da uzlaşıya yönelik anlayış önemli olacak, harekâtları kolaylaştıracaktır. Bugün Irak’ın, Kuzey Irak’ta yapılacak operasyon için Türkiye ile birlikte askerî harekâta hazır olduğunu açıklaması, dün Irak’ın Barzani operasyonuna Türkiye ve İran’ın destek vermesi, Afrin harekâtına gösterilen anlayış, hatta Suriye yönetiminin örtülü desteği ittifakın kendiliğinden doğmakta olduğunu gösteriyor. Geriye oluşumun adlandırıp resmileştirilerek, dünya siyasetinde yerini almasını sağlamak kalıyor.

http://www.ultanirplatformu.com/duyurular.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.