Aydınlar Ocaklarından Muhtıra Gibi Bildiri

Aydınlar Ocakları'nın 44. şurasını Sivas'ta gerçekleşti.

Aydınlar Ocaklarından Muhtıra Gibi Bildiri

Aydınlar Ocakları'nın 44. şurasını Sivas'ta gerçekleşti.

30 Kasım 2016 Çarşamba 16:22
Aydınlar Ocaklarından Muhtıra Gibi Bildiri
Aydınlar Ocakları 44. Büyük Şûrası, 28-30 Ekim 2016 tarihleri arasında,  1071 Malazgirt Zaferi ile Türk egemenliğine giren,  Türk Kurtuluş Savaşı'nın temellerinin atıldığı, görkemli Selçuklu eserleri ile süslü, “İpekyolu” üzerinde önemli bir konaklama ve ticaret merkezi ve yüzölçümü bakımından Türkiye'nin en büyük ikinci ili olan Sivas’ta, Sivas Aydınlar Ocağımızın ev sahipliğinde, 29 Ocağımızın katılımıyla yapılmıştır.

Bu şûranın Sivas’ta yapılmasının bir sebebi de, şu anda yaşanan ülkemizin milli varlığını tehdit eden iç ve dış olaylara, 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında Mustafa Kemal Atatürk’ün başkanlığında gerçekleştirilen, Misak-ı Millî’nin sınırlarının çizildiği, bütün millî güçlerin birleştiği ve vatanın bölünmez bütünlüğünün savunmasına karar verildiği Sivas Kongresi ruhuyla cevap vermektir.

Ayrıca bu şûranın Türkiye Cumhuriyeti devletinin 93. kuruluş yıldönümü münasebetiyle kutlanan Cumhuriyet Bayramı’na rastlamış olması da ayrı bir anlam ifade etmektedir. Bu vesileyle Sivaslıların ve yüce Türk milletinin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramını yürekten kutluyoruz.
Aydınlar Ocakları 44. Büyük Şurası Türkiye’nin içinde bulunduğu iç ve dış meseleleri müzakere ederek, aldığı kararları Yüce Milletimizin görüşlerine sunmayı milli bir vazife bilmiştir.
1.15 TEMMUZ DARBE TEŞEBBÜSÜ: Türkiye, 15 Temmuz 2016’da TSK içinde dıştan güdümlü bir cuntanın başlattığı lanet bir darbe teşebbüsü yaşamıştır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin kurumsal yapısının darbeye karşı olması, iktidar ve muhalefeti ile tüm seçilmişlerin, medyanın ve milletin darbecilere destek vermemesi, demokrasiye sahip çıkmaları ile çok şükür ki darbe teşebbüsü başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Ankara Bağdatlaştırılamamış, Türkiye de yeni bir Suriye yapılamamıştır. Bazıları, Türk Milleti olduğumuzu, bu vahim olay vesilesiyle hatırlamış veya  keşfetmişlerdir. Aksi olsaydı, etnik ve mezhep merkezli ve Ortadoğu patentli iç çatışmalara şahit olabilirdik.
Aydınlar Ocakları olarak “hukukun üstünlüğü” ilkesinin yaşandığı, anayasa ve yasaların rafa kaldırılmadığı, “kuvvetler ayrılığı” ilkesinin yürürlükte olduğu, yürütme ve yasama organlarının seçimle gelip, seçimle değiştiği, devletin bütün kurumlarının demokrasi kuralları içinde ahenkle çalıştığı, demokratik bir Türkiye istemeye devam edeceğiz. Darbelerin panzehiri, milletin, bu temel demokratik ilkelere, değerlere ve kendi iradesine sahip çıkmasındadır.
2.OHAL VE DEVLETİN YENİDEN YAPILANDIRILMASI: İlke olarak OHAL ve sıkıyönetim uygulamaları meşruiyetini anayasadan almaktadır. Darbe teşebbüsü sonrasında bu işe cüret eden FETÖ ile çok süratli ve etkin bir mücadele yapılabilmesi ve devletin örgüt üyelerinden temizlenmesi gerekliydi. Yapılan tasfiye ve yargılamaların hızlı olabilmesi için, özgürlükleri ve mülkiyet hakkını kısıtlayan tedbirler alınabilmekte, normal hukuk düzeni içinde kabul edilmesi mümkün olmayan zaruretler ortaya çıkmaktadır.
Ancak OHAL, hukukun rafa kaldırılması demek değildir. Burada beklenen özgürlükleri kısıtlayıcı kararların keyfi olarak değil, ancak zaruret halinde alınması, OHAL'in sınırlı süreli olarak, sıradan vatandaşların günlük hayatlarını en az etkileyecek boyutta uygulanmasıdır. OHAL'in ileri demokratik hukuk devletleri standartlarında uygulanmasını talep etmek hakkımızdır.
FETÖ yargılamalarının hızlandırılması ve devlet kadrolarının örgüt üyelerinden temizlenmesi için OHAL’den kaynaklanan yetkiler ve KHK’lar kullanılabilir. Ancak devletin yeniden inşasını, kurumların yeniden yapılandırılmasını öngören düzenlemelerin OHAL KHK’ları yapılması doğru değildir. Genelkurmayın statüsü, askeri okulların kapatılması ve askeri hastanelerin Sağlık Bakanlığına bağlanması gibi düzenlemeler aceleye getirilmeden, etraflıca tartışarak, muhakkak TBMM'de muhalefetle birlikte uzlaşarak yapılmalıdır.
KHK'ler ile devletin yeniden yapılandırılması siyasi açıdan da doğru değildir. Bu tür düzenlemeler kurumlardaki uzmanların görüşleri de alınarak, Meclis'te ortak aklı harekete geçirerek, çıkarılacak kanunlarla yapmak daha doğru olacaktır. Ayrıca, bundan böyle devlet kadrolarında istihdam edilenlerde, “ehliyet ve liyakat” ilkesi esas alınmalıdır.
FETÖ ile mücadele kapsamında yapılan yargılamalar örgütün tepe yöneticileri ve darbe teşebbüsüne doğrudan karışanlar üzerinde yoğunlaştırılmalıdır. "Davranışları kanunlarda 'suç fiili' sayılmayan ilişkiler düzeyinde kalmış olan" kişileri cezalandırmak kanuna ve hukukun temel ilkelerine uygun değildir. On binlerce mağdur yaratılması FETÖ ile mücadeleye fayda yerine zarar verir.
Fetullahçı Terör Örgütüne uygulanan tedbirler PKK, IŞİD ve diğer terör örgütlerine de uygulanmalıdır.
3.BAŞKANLIK SİSTEMİ TARTIŞMALARI: Başkanlık sistemi tartışmaları ülkemizin içinde bulunduğu ağır iç ve dış şartlar içinde yersiz ve zamansızdır. Bu şartlarda sağlıklı bir şekilde yürütülemez.
Kuvvetler ayrılığı yerine kuvvetler birliği varsa, "Bağımsız ve tarafsız yargı"dan bahsetmek mümkün değilse, "gücü dengelenmiş ve denetlenebilir olmayan bir muktedir" varsa, sistemin adı ister parlamenter, ister başkanlık olsun, fark etmez. Getirilmek istenen sistem, Türkiye’yi tek adam yönetimine dayalı totaliter bir sisteme götürecektir.
Esasen böylesine köklü bir değişime, sosyal ve siyasi bir ihtiyaç da yoktur. Parlamenter sistem, Türkiye’nin 100 yıllık tecrübesi ile kurum ve kuralları kökleşmiş bir sistemdir. Yapılması gereken çok partili demokratik ve parlamenter sistemi, aksayan yönlerini ıslah ederek, geliştirerek devam ettirmektir. Öncelikli olarak parti içi demokrasiyi sağlayacak şekilde Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu demokratikleştirilmelidir.
4.DIŞ POLİTİKA: Dış politikada “dostlarımızı artırmak, düşmanlarımızı azaltmak” hedefi doğrudur. Ancak siyasi olarak altı doldurulmalıdır. Suriye ve Irak’ın kuzeyinde on milyon civarında Türk yaşamaktadır. Suriye ve Irak politikamızda mezhep eksenli tavır almalar yerine, burada yaşayan Türklerin varlığını güçlendirerek devam ettirmek esas alınmalıdır. Kerkük, Musul ve Telafer’deki Türkmenlere yapılan baskı ve soykırımı önleyecek her türlü tedbir alınmalıdır. Süleyman Şah ve Saygı Karakolu tekrar eski yerine nakledilmelidir.
ABD tarafından müttefik ilan edilen PYD, YPG ve PKK Türk düşmanı terör örgütleridir. ABD’nin bu terör örgütlerini dışlaması sağlanmalıdır. Rusya ve İran ile ilişkiler, ABD’nin iki yüzlü politikası da dikkate alınarak, geliştirilmeli, bu ülkelerle askeri, ekonomik ve stratejik işbirliği imkânları artırılmalıdır.
Türk Silahlı Kuvvetleri, bir an evvel ağır silah ve savaş teçhizatı bakımından dışa  bağımlılıktan kurtarılmalı, ihtiyacını karşılamada ülke alternatifleri çeşitlendirilmeli, milli ağır silah sanayimiz geliştirilmelidir.
Son günlerde Kıbrıs’ta ABD ve AB’nin destek ve teşvikiyle “birleşme” tuzakları kurulmakta ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına ve egemenliğine son verilmek ve Güney Kıbrıs Rum Devleti’ne peşkeş çekilmek istenmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, siyasi ve kültürel bir varlık olarak korunmalı, egemenlik haklarına saygı gösterilmelidir. Başlatılan KKTC’den asker çekilme süreci derhal durdurulmalıdır. Türkiye’nin anlaşmalardan doğan haklarından kesinlikle vazgeçilmemelidir.
Tarihi Türk düşmanlığını sürdüren Fener Rum Patrikhanesi’ne, İzmir’de metropollük açma imtiyazının verilmesi, yeni bir gaflet örneğidir. Yakın tarih bilinmeden dış politika oluşturulamaz.
Lozan Antlaşması ile Ege’de Türklere bırakılan 17 Ada’nın, bugün Yunanistan tarafından askeri işgale uğramış olması gizlenemez. Bu adaların bir an önce Yunan işgalinden kurtarılarak Türk toprağı haline getirilmesi şarttır. Milliyetçi olunmadan, milli menfaatler korunamaz.
Son zamanda ihmal edilen Türk Dünyası ve kardeş Türk Cumhuriyetleri ile ilişkiler, çok yönlü olarak arttırılmalıdır.  Azerbaycan toprağı olan Karabağ’daki Ermeni işgali sona ermeden, Ermenistan Anayasası’nda da yer alan sözde soykırım iddiasından vazgeçilmeden, Ermenistan ile ilişkiler geliştirilmemelidir. Şu anda Karabağ’da yapılan egemenlik mücadelesinde, Türkiye bütün imkânlarıyla kardeş Azerbaycan’ın yanında yer almalıdır.
5.EKONOMİK DURUM: Ülkemizde gelir dağılımındaki bozulma, işsizlik ve cari açık giderek artmaktadır. Türkiye bir türlü orta gelir tuzağını aşamamakta, tasarruf ve yatırım açığı işsizliği tırmandırmaktadır. Doğrudan yabancı sermaye girişi ve turizm gelirleri sürekli gerilemektedir.  Bu durumda, nereden geldiği belirsiz sıcak para girişleri ile üretimi ve ihracatı arttırmak, dış ticaret açığını ve cari açığı kapatmak mümkün değildir. Ekonomide çözüm, yabanlaştırılmaya dönük özelleştirmelerde, ithalatı teşvik eden kur politikasında, istihdam yaratmayan hizmet yatırımlarında değildir. Bunun yerine üretim ve ihracat desteklenmelidir. Katma değeri fazla olan mal ve hizmet üretimi ile iç ve dış piyasaların talebi karşılanmalı, dış ticaret açığı önlenmelidir.  Orta tabakayı güçlendiren iktisadi politikalara ağırlık verilmelidir. Bankalar Yasası gözden geçirilmeli, yatırım bankacılığı teşvik edilmeli, tasarruf mevduatı faizleri ile kredi faizleri arasındaki uçurum giderilmelidir.
Son yıllarda sürekli kan kaybeden tarım ve hayvancılığımız, çeşitli teşviklerle desteklenerek güçlendirilmelidir. Şuramızın yapıldığı Sivas ili ve çevresinde, birçok ilimizde olduğu gibi, en büyük sorunun işsizlik ve göç olduğu tespit edilmiştir. Kırsaldaki nüfusun kentlere göçünü azaltacak ekonomik ve sosyal önlemler alınmalıdır.
Kentsel dönüşüm, rant hesaplarıyla amacından saptırılmaktadır. Mülk sahipleri yıkıma zorlanmakta, sosyal doku ve beşeri ilişki sistemi gökdelenlerle yok edilmektedir. Kentsel dönüşüm parsel bazında değil, ada bazında yapılmalıdır. Yeni bir İmar Yasası hazırlanarak, yıllardır süren iskân sorunları ve kaçak yapılaşma makul bir çözüme ulaştırılmalı, kamuya kaynak sağlanmalıdır.
6.MİLLİ EĞİTİM VE PROJE OKULLARI: Bazı okullar lehine siyasi bir yaklaşımla ayrımcılık yapılması, ileride eğitimde paralel yapılaşmaya yol açacaktır. Eğitim hayatı, mutlaka siyaset üstü tutulmalıdır. Eğitim sistemi, “nitelikli insan” ve aklını, vicdanını ve iradesini başkalarına devretmeyen “bilinçli yurttaş” yetiştirecek şekilde yeniden düzenlenmelidir. Sık sık değişmeyen, fakat bilim ve teknolojideki çağdaş gelişmeleri yakından takip eden  bir “milli eğitim politikası” belirlenmelidir.
Türk tarihine bir bütün olarak bakılmalı, dönemler ve tarihi şahsiyetlerimiz arasında rekabet ortamı oluşturulmamalıdır. Tarih dersi müfredatı da buna göre düzenlenmelidir. 
Milli Eğitim Bakanlığınca 2013-2014 öğretim yılından itibaren seçilen ve bugün sayıları 155’e ulaşan Proje okulları, ülkemizin yüksek puanlı öğrencilerini alan başarılı eğitim kurumlarıdır. Bakanlık diğer okullara model olarak seçtiği ve doğrudan kendisine bağladığı Proje okullarına, ulusal ve uluslararası projeler yapma, eğitim reformları ve sistemlerinin deneme okulu olma görevini vermiştir. Bu yüzden bu okullara, keyfi veya siyasi mülahazalarla değil,  akademik başarılarını yükseltecek bilgi ve beceriye sahip, somut ölçütlerle seçilen yönetici ve öğretmenler atanmalıdır.
Okul öncesi eğitim zorunlu eğitim kapsamına alınmalıdır. Bu kurumlara, ehliyetsiz elemanlar yerine,  pedagojik formasyon almış öğretim elemanları ve uzmanlar atanmalıdır.
Eğitimsiz kadınlarımızın meslek edinme kursları vasıtasıyla eğitilerek işgücüne katılması sağlanmalıdır. Çalışan annelerin çocuklarının kreş veya bakıcı ihtiyacı karşılanmalıdır.
Kredi ve Yurtlar Kurumu, ortaöğretim ve yükseköğretim gençliğinin yurt ihtiyacını tamamen karşılamalı, gençlerimizin denetimsiz oluşumlarca istismarını önlemelidir.
7.TÜRKÇEYE SAYGI: Milli dil bir egemenlik ve bağımsızlık göstergesidir. Milletimizin geçirdiği tarihi süreçte dilimize girmiş ve artık Türkçeleşmiş kelimelerin ve kavramların atılması dilimizi yoksullaştırır. Bir dilin eşanlamlı kelimeler sözlüğü ne kadar zenginse, o dil, o kadar zengindir. Esas olan, milletimizin bütününün anladığı, “Yaşayan Türkçe”nin kullanılmasıdır. Son yıllarda Türkçenin çeşitli yabancı dillerin etkisiyle bozulmakta olduğunu görmekteyiz. Bunu önlemek için, en kısa zamanda “Türk Dilini Koruma Yasası” çıkarılmalıdır.
Türk milliyetçiliği ilkesini benimsemiş Aydınlar Ocakları olarak temel amacımız; Türkiye Cumhuriyeti devletini, millî ve üniter yapısını korumak ve sonsuza dek yaşatmaktır. Hedefimiz; Türk milletini barış ve huzur içinde yaşayan, aklın ve bilimin öncülüğünde çağdaş medeniyet yolunda ilerleyen bir refah toplumu haline getirmektir. Ayrıca, millî varlığımıza, millî kimliğimize ve millî kültürümüze düşman unsurlarla sonuna kadar mücadele etme azim ve kararlılığındayız. Bu duygu, düşünce ve inanç içinde Türk Kurtuluş Savaşı'nın temellerinin atıldığı Sivas ilimizde gerçekleştirdiğimiz 44. Büyük Şûramızda alınan kararların, milletimizin geleceğinde olumlu gelişmelere vesile olmasını temenni ediyor, Türkiye Cumhuriyeti’nin sonsuza kadar yaşatılması dileğiyle 29 Ekim Cumhuriyet Bayramınızı kutluyoruz.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE !
Saygılarımla... 
 
Son Güncelleme: 30.11.2016 17:05
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.