Namık Kemal Zeybek, Haber 3 Hilal'e Konuştu: "MHP'yi Kurban Etti!"

Eski Kültür Bakanı ve Demokrat Parti eski genel başkanı ZeybekHaber 3 Hilal'e verdiği röportajda önemli açıklamalarda bulundu. Namık Kemal Zeybek röportajda MHP lideri Devlet Bahçeli için "Milliyetçi Hareket Partisi'nin başında milliyetçi ve hareketçi olmayan bir arkadaşımız oturuyor ve orayı işgal ediyor" dedi.

Zeybek'e yöneltilen sorular ve yanıtları şöyle…

"Cumhurbaşkanı Bu İşi Çok Sevdi"

-OHAL'in uzatılması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Başlangıçta doğruydu ama amacının dışına çıkmaya başladı ve gördüğüm kadarıyla sayın cumhurbaşkanı bu işi pek sevdi. Dolayısıyla uzayıp gidecek kolay kolay kalkmaz onu söyleyeyim.

"Bahçeli Koltuğunu Korumak İçin MHP'yi Kurban Etti"

-Şu anki Milliyetçi Hareket Partisi hakkında ne fikirleriniz nelerdir?

Şu anki Milliyetçi Hareket Partisi'nin başında milliyetçi ve hareketçi olmayan bir arkadaşımız oturuyor ve orayı işgal ediyor. En iyimser görüşle, bütün komplo teorilerinden ve bildiğimiz izlerden bağımsız olarak düşünürsek manzara şu: Arkadaşımız kendi koltuğunu -arkadaşımız dediğimiz yani benim arkadaşım falan değil- Devlet Bahçeli koltuğunu korumak için MHP'yi kurban etti. Yani MHP küçülsün, o bina kalsın, kendi makam arabaları kalsın… "Devletin başına Devlet gelecek" diye bağırmayı öğrenmiş gençlik grubu kalsın. O giderken, gelirken bağırsın o yetiyor dolayısıyla MHP'yi bitirdi; ama bu MHP'nin bittiği anlamına gelmez. MHP gerçek MHP'liler ve ülkücüler tarafından yönetilirse çok hızlı bir şekilde gelişir ve Türkiye'nin tam da ihtiyacı olan milliyetçi bir partidir ama hareketli olan milliyetçi bir partidir.

"15 Temmuz Bünyedeki Bir Hastalığın Patlamasıdır"

-15 Temmuz'un birinci yıl dönümünü geride bıraktık. Bu konuda söylemek istediğiniz herhangi bir şey var mı?

15 Temmuz bünyedeki bir hastalığın patlamasıdır. Bir yanı tartışılmaz gerçeği şu kendilerine vaktiyle cemaat denilen ve liderlerine de hoca efendi denilen bir zat artık ortaya çıktı ki, yabancı bir servisin himayesinde ve kendi becerisiyle ama dini kullanarak yani zemine dini koyarak insanları din yoluyla uyuşturarak kendisine bağlamış ve devlet içine nüfus etmiş. Vaktiyle dediği gibi "devletin kılcal damarlarına girmiş." Bu çok tehlikeli bir şey yani Türkiye Cumhuriyetinin tarihinde bundan daha kötü bir hadise yok.

"Türk subayı değil CIA'nın casusu'

Yargıyı ele geçirmişler sahte sınavlarla yani resmen sahtekarlık yapmışlar. Polisi ele geçirmişler büyük ölçüde yine sahtecilikle, orduda hırsızlık yapmışlar. En kötü hırsızlık sınav sorularını çalmışlar kendi yetiştirdikleri gençlere vermişler falan. Bir de çok iyi okullara giden gençlerimizin beynini çalmışlar. Düşünün ki yani yargıda bir yarış oluyor bir seçim oluyor, 4 bin 600 oy cemaatten yana çıkıyor. 13 bin 500 oyun 4 bin 600'ü  3/1'i, 3/1 kişinin hukuka, anayasaya, vicdana değil de bir kişinin yani Fetullah Gülen'in emrinde olduğu bir yargı nasıl bir yargıdır? Mahfetmiş yargıyı, yargı mahvolmuş sahte hakim ve savcılar, sahte subaylarla…

Subay dediğin farklı bir şeydir hele Türk Subayı çok farklıdır. Ama bunların Türk Subayından çok farklı oldukları ortaya çıktı. Bir kişiye bağlı ya hani Genelkurmay Başkanlığı ordunun silsilesine, hiyerarşisine değil uzaklarda oturan bir adama bağlı bu kadar general bu kadar subay bu kadar astsubay bu ne büyük felaket, ordumuzu da mahvetmişler. Ortaya çıktı. Sonunda da yani ondan sonrası nasıl açıklanırsa açıklansın efendim kontrollü müydü? Kontrolsüz müydü? Filan falan onlar bir yana bir gerçek var. Bu cemaatten yetişip de subay rütbesi almış, general rütbesi almış insanlar, gerçekte Türk subayı değil, CIA'nın casusuymuş, bu ortaya çıktı. Yani genelkurmay başkanının yaveri olan bir insan ona bu sıfat verilmiş ve güven ortaya konulmuş bir insan bir subay genelkurmay başkanının odasına dinleyici koyuyor ve her gün abilerine gönderiyor. Abiler kim? CIA. Yani Amerikan Gizli Servisi. Bu ne bu?  Bu casusluğun en ileri düzeyi. Bunlar ortaya çıktı ve bu çok kötü. Birde bu nasıl planlı işliyor? Ellerine silah alanlar ya da ellerine uçak geçirenler kendi ülkelerini ve insanlarını bombalıyor. Kendi insanlarını öldürdüler. Şimdi bu bir felaket, bu bir afet ama bazen bir felaket birçok nasihatten iyidir. 15 Temmuz'un o belalı günün, o belalı günden çıkartılacak bir hayırlı netice var mı diye düşünürsek şerlerden hayır çıkarmış diye bir şey var ya ülkemiz bu beladan kurtuluyor büyük beladan. Fetullah Gülen yoluyla içimize girmiş bu virüsten, Amerikan casusluğundan kurtuluyor. Bir tek hayırlı yönü o düşünülebilir. Ama şimdi başka yanı da biz bir adamın emrinde, bir kişinin emrinde, bir emekli vaizin emrinde generaller, subaylar, hakimler, savcılar, polisler, bürokratlar, öğretmenler tehlikesinden korkan iken bir başka şey şimdi ortaya çıkıyor o da bu felaketi, bu belayı bahane ederek bu belayı hayra çevirerek Türkiye artık yargısını, ordusunu ve sivil bürokrasisini adalet kavramında oluşturabilirdi. Öyle olmuyor bu seferde başka bir yerlere bağlama çabası var o da büyük bir yanlış, tehlike.

"Tek Adam Yönetimi Tek Adam İçin de Yanlış"

Tek adam yönetimi yanlıştır ve tek adam yönetimi tek adam için de yanlıştır. Doğru bir şey değil. Bizi dinleyen onun danışmanları keşke Recep Tayyip Erdoğan'a Cumhurbaşkanlığı makamında oturan, aynı zamanda da partisinin genel başkanlığına dönen zata deseler ki, yapma. Çünkü bundan sonra her yapılan yanlış ona mal edilecek. Bugün İstanbul'u sel bastı, kimse belediye başkanına kızmayacak, cumhurbaşkanına kızacak.  Nerede bir yargıç yanlış karar verirse ya da yanlış doğru ama muhatabın onaylamadığı, sevmediği, haksız bulduğu kararları verirse bunun günahının faturası cumhurbaşkanına kesilecek. O yüzden geçmişte akıllı cumhurbaşkanları, başkanlar araya hep bir, yani gerektiği zaman günah keçici olabilecek birilerini koyarlardı. Kim bu? Başbakan. Bugün de öyle yani. Bugün Sovyetlerden kalan cumhuriyetlerde de birçok yerde bu vardır. Başbakanlar vardır ve günlük icraattan onlar sorumlu olurlar. Bir şeyler yanlış giderse Cumhurbaşkanı değiştirir ya da padişah onu değiştirir, kral, imparator değiştirir, başbakan değiştirir yenisini getirir zaman kazanır.  Şimdi Recep Tayyip Erdoğan Bey'in böyle bir şansı yok. Yanlış yaptı. Kim ona bu aklı verdiyse çok yanlış bir akıl verdi.

"Türkiye'de Adalet Var Mı?"

-Adalet yürüyüşüne katıldınız. Türkiye'deki adalet sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye'deki adalet sistemi hakkında her zaman bir takım eleştiriler yapılagelmiştir. Ben 1967'de kaymakam olarak bürokrasi içine girdim, adalet sistemini çok yakından takip ettim. Bir takım eksikler vardı doğrudur ama mesela 1980 öncesinde kendilerine devrimci diyen gençlerle ülkücü gençler birbirlerini öldürdü. Bu arada genç olmayanlar da gitti. Benim bakanım Gün Sazak da. Ben onun müsteşarıydım o da öldürüldü Dev-Sol tarafından. Yani 5000 insan öldü soldan, sağdan. Dolayısıyla ihtilalden sonra mahkeme kuruldu. Biz de bir tarafın sorumluları olarak, yetkilileri olarak yargılandık. Ortada da olay vardı. Sonunda bizim askerlerden meydana gelen yani askeri yargıçlardan meydana gelen mahkememiz bizi akladı. Yani MHP, ülkücü kuruluşlar ve tek tek bizler beraat ettik. Aklandık. Neden? Çünkü Türkiye'de hukuk vardı. Hala hukuk var. Biz yargıçlara güveniyorduk, kızıyorduk. "Siz ayrılın buradan, bizi burada neden tutuyorsunuz? Biz ne yaptık?" falan diye bağırıp çağırıyorduk. Ben mesela duruşmada hakimlere red konuşmamda "Sayın yargıçlar sizde adalet duygusu varsa, şeref duygusu varsa" falan öyle konuşuyordum. Dedim 'bir dakika' durdu, salon dondu kaldı bizim çok iri yarı bir duruşma hakimimiz vardı, Vural Bey, yutkunmaya başladı. Ne oluyor falan… Çünkü bende duruyorum varsa diyorum sonra bu mahkemeden çekilirsiniz. Öyle konuştum. Ağır bir tarihtir; ama o mahkemede askeri yargıçlarda da hukuk anlayışı vardı. Hukuka saygı vardı. Bizim suçlu olmadığımız anlaşıldı ve aklandık.

Bir de şimdi Ergenekon Davası'na bakın, Balyoz Davası'na bakın benzeri davalara bakın. Bu ülkenin genelkurmay başkanı terör örgütü lideri diye müebbet hapise mahkum edildi. Yani mesela Türkiye'nin öbür ucu bilim adamı, karaciğer naklinde dünya edebiyatına, tıp edebiyatına geçen buluş sahibi Mehmet Haberal, Başkent Üniversitesi'nin varisi ve Başkent Hastanesi sistemini ortaya koyan kişi, gerçekten dünya çapında ünlüdür hiçbir suçu yokken 4 yıl 4 ay hücrede kaldı. Suçunun ne olduğunu hala bilmiyor. Kitap yayınladı "Suçum ne?"

"Türkiye'yi FETÖ Denilen Bir Virüs Kaplamıştı"

Bu ülkede adalet var mı? Neden oldu böyle? Çünkü adalet sistemini bir virüs kaplamıştı yani adına FETÖ denilen bir virüs. Gerçekte hukuka değil, yasalara değil, anayasaya değil bir kişiye bağlı onun buyruğuyla hareket eden yargıçlar, hakimler Türkiye'nin kozmik odalarına girdiler. Ama onları bu iktidarda destekledi, imkan verdi, güç verdi. 2004'e kadar Türk Ordusu'nda Fetullahçı general yok. Neden çünkü onlar tespit edilebildiği kadar atılıyordu yani generalliğe çıkmalarına izin verilmiyordu. Sonra bu iktidar geldi önce şerh koydu sonra da durdurdu. Kimse irticadan, irtica dedikleri Fetullahçılardı yani kimse irticadan atılmadı. Belki başkaları da vardı ama ana unsur onlardı. Şimdi peki ne oldu? Bu belanın nelere mal olduğu ortada, Türk Ordusu çok değerli komutanlarından yoksun bırakıldı sıkıntılarını görüyoruz. Terfi etmesi gereken bir takım kurmaylar terfi edemedi onların yerini sahte subaylar aldı. Bu yargı yoluyla operasyon şimdi ne oldu? Şimdide bir anayasa oylamasıyla ki, bu anayasa oylamasının gerçek olduğuna hiç kimse inanmıyor. Suçlu kim? Suçlu yargı. Hangi yargı? Yüksek Seçim Kurulu. Yargıçlardan meydana gelen bir kurum sahtekarlığa alet oldu. Bunu herkes biliyor alet oldu ve böyle bir anayasa var şimdi. Sonra ne yaptık? Sonra yargı sistemini bütünüyle bir kişiye bağladık. Öyle bir ülkede adalet olur mu? Nasıl bekleyeceğiz adaleti? Bu demek değildir ki bizim yargıçlarımızın, savcılarımızın büyük kısmı iktidar yanlısı. Hayır değil.

Hala geçmişten kalan yargıçlarımız, savcılarımız görev yapıyorlar. Ama yeni alınanlar avukat iken hakim yapılanlar teşkilattan yani parti teşkilatından kayırmayla gelenler ve en kötüsü de yargının tepe noktaları artık yüksek olmayan hakimler savcılar kurulu, anayasa mahkemesi bir kişinin takdirine bırakıldı. Dolayısıyla adalet olur mu? Böyle bir ülkede adalet olur mu? Yanlış işler bunlar çünkü bir gün Süleyman Bey bunu çok söyleyip dururdu rahmetli "Keser döner sap döner bir gün hesap döner" bir gün hesap tersine döner ve yahu biz ne yapmıştık falan derler. Çünkü seçim var 2 sene sonra; Cumhurbaşkanlığı seçimi. Çok büyük ihtimalle cumhurbaşkanı değişecek. Yeni bir kişi seçilecek ne kadar yüzde 90 ben size söyleyeyim. Nereden biliyorsun? Yani hem siyasi deneyimimden hem de okumalarımdan biliyorum. Böyledir bu işler daha fazla gitmez. E ne olacak? Yeni bir kişi gelecek. O bir kişiye şimdi bütün yetkileri vermiş olacaksınız o bir kişi de elbette hemen yetkileri devretmeyecek. Düzelteceğim diyerek bir şeyler düzeltecek o da. E ne olacak? Bugün alkışlayanlar basın yayında her yapılanı alkışlayanlar yarın başlarına aynı şeyler geldiği zaman dizlerini dövecekler ama diz dövmekten bir fayda olmaz. Dolayısıyla ben hür adalet için şu olay bu olay değil, Türkiye'de adalet sistemi bozulduğu için o büyük yürüyüşe katıldım. Doğru bir yürüyüştü. Cumhuriyet Halk Partisi'nin de herhalde son 10 yılda yaptığı en doğru ve en önemli işti."

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.