Başkanlığı öngören anayasa değişikliğinin oylanacağı referandumda ‘’hayır‘’ tercihinden yana bulunacaklara yönelik ithamlar gün geçtikçe çeşitlilik kazanıyor. Bu durumun temel sebebi, evet cephesinin anayasa değişikliğini savunacak ve gerekli gösterecek ‘’makul gerekçeler’’ ortaya koyamamasıdır. Bu noktada kendilerine haklarını teslim edelim. Zira, yaptığını ya da yapmak istediğini anlatmakta ve kabul ettirmekte aczi yaşayanlar karalama taktiğine başvururlar. Başkanlığa, örtülü adıyla partili cumhurbaşkanlığına hayır diyenlerin ortaya koyduğu makul gerekçelere ithamlarla cevap verebilenlerin söylemlerinden biri de, Recep Tayyip Erdoğan düşmanlığından veya muhalifliğinden dolayı söz konusu anayasa değişikliğine karşı çıkıldığına dairdir. Oysa, sırf Tayyip Erdoğan’a muhalif olduğu için hayır dediği iddia edilenler, Tayyip Erdoğan çıkıp, ‘’başkanlıktan vazgeçtim, parlamenter sistemle devam‘’ dese, Erdoğan’ın bu kararını en çok destekleyenler olacaktır. Tayyip Erdoğan 2002’den bu tarafa parlamenter demokratik sistem dâhilinde başbakan ve cumhurbaşkanı olduğu halde, kendisine muhalif olanlardan duydunuz mu hiç, parlamenter sistemden başka bir sistem istediklerini? Hayır tercihinden yana olanlara, Erdoğan düşmanlığından dolayı hayır diyorsunuz diyenler, aslında kendi kararlarıyla tercih edebilme meziyetinden mahrum olanlardır.

Neyse… Biz gelelim, Erdoğan muhalifliğinden ziyade hayır tercihimizin gerekçelerine. Ne demiştik? Getirilmek istenen sistemin örtülü adı partili cumhurbaşkanlığı. Cumhurbaşkanı, devletin ta kendisi demek olan mercilerden biridir. Çünkü adı üstünde, o cumhurun başıdır! Yani, AKP’li, CHP’li, MHP’lisiyle, şehirlisi köylüyse, kadını erkeğiyle, zengini fakiriyle, okumuşu cahiliyle, dindarı ve dindar olmayanı ile, BJK’lisi, FB’lisi, GS’lisiyle bütün halkın devlet yönetimindeki temsilcisi, ortak noktasıdır. Böyle bir konuma sahip olan cumhurun başının partili olması, o partiden olmayan insanların cumhurbaşkanı ile arasında bir bağ kurulmasını engeller, bu durum da, zaten haddinden fazla yaşanan kutuplaşmayı daha da derinleştirir. Başbakanlığın ortadan kalkıp, partili cumhurbaşkanlığına geçilmesi, devleti partili hale gelir. Mevcut sistemde hükümette bulunan parti ya da partilere muhalif bir pozisyonda bulunanların devlet ile bağını tutan makamdır cumhurbaşkanlığı. Yani yargı ile beraber, iktidara karşı muhaliflerin koruyucusudur. Onun için devletin partisi olmaz, olamaz. Olduğu takdirde nelerin olabileceğini, Irak’ta, Mısır’da, Libya’da ve Suriye’de gördük ve görüyoruz. Onun için HAYIR!

Kuvvetler ayrılığı ilkesi, demokrasinin olmazsa olmaz özelliğidir. Getirilmek istenen sistemle, kuvvetler birleştirilmek isteniyor. Böyle olduğu takdirde, partili cumhurbaşkanının atadığı yargıçlar, o cumhurbaşkanını nasıl denetleyecek? Hesap verilebilirliğin ortadan kaldırıldığı bir yerde partili cumhurbaşkanının istemediği bir kararı nasıl verecek? Kuvvetler ayrılığı ilkesinin korunmaması, cumhurbaşkanlığı ile beraber yargıyı da partili hale getirecektir. Yargının partili olması, cumhurbaşkanının bile partili olmasından daha tehlikelidir. Söz konusu durumda, iktidar yargı denetiminden çıkıp, yargı iktidarın denetimine girer. Böylelikle de Türkiye’deki sistem resmen üstünlerin hukuku haline gelir. Onun için HAYIR!

Getirilmek istenen sistemde bakanlar milletvekillerinden olmayacak ve meclisin onayına sunulmayacak. Bu, iktidarın millet egemenliğine dayanmasını ortadan kaldırır. Oysa mevcut sistemde bakanlar, milli iradenin seçip meclise gönderdiği milletvekilleri arasından seçiliyor. Partili cumhurbaşkanına TBMM’ni feshetme yetkisi veriliyor. Bu da açık bir şekilde, milli iradeye yönelik bir tehdit demektir. Onun için HAYIR!

Bakanlar için gensoru ve soru önergeleri kalkıyor. Bu durum icranın suistimale açık hale gelmesi değildir de nedir? TBMM’nin bütçe hazırlama ve kanun yapma yetkisi, partili cumhurbaşkanıyla paylaşılıyor. Tek başına kanun yapma yetkisi ancak monarşi ile yönetilen ülkelerde olur. Tek bir kişiye böyle bir yetki verilmesi çok ciddi yanlışlar doğuracaktır. Öyle ki, bu durum Türkiye’nin bekasına yönelik başlı başına bir tehdit demektir. Zira, iki dudağı arasından çıkacaklar kanuna dönüşecek olan partili cumhurbaşkanı, böylelikle anayasanın ilk dört maddesini değiştirebilir, özerk bölgeler oluşturabilir. Zaten anayasa değişikliği partili cumhurbaşkanına yalnızca TBMM’ye ait nitelikteki kamu tüzel kişiliği kurma noktasında da ayrıca yetki veriyor. Bu yetkinin, gün geldiğinde Türkiye’nin paramparça edilmesine yol açacak şekilde kullanılmayacağının bir garantisi var mı? Yok. Onun için HAYIR!

Söz konusu anayasa değişikliği referandumdan geçmesi halinde, Türkiye’de parti siyasetini de bitirecek, partiler sadece kongre dönemleri ve seçimlerde işlevde bulunan kuruluşlar haline gelecektir. Oysa, mevcut sistemde siyasi partiler her zaman işlevde bulunma özelliğine sahip. Nasıl mı? Milletvekilleri, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, il genel meclis üyeleri hatta il ve ilçe başkanları sorunlarına ve ihtiyaçlarına çözüm bulmada vatandaşların başvurduğu siyasi mercilerdir. Lakin, başkanlığa geçildiği takdirde, milletvekilleri bile işlevsiz hale gelecek. Onun için HAYIR!

Sistem değişiklikleri hayati önem arz eden bir husustur. Türkiye’nin içinde bulunduğu sıkıntılı bir dönemde, ne meclis ne de kamuoyu tarafından yeteri kadar tartışılmadan, STK’lardan, üniversitelerden görüş alınmadan getirilmek istenmesi bile bu değişikliğe hayır dememize sebep olmalıdır. Zaten bu şekilde hazırlanmış olması da, söz konusu anayasa değişikliğinin siyasi bir krize sebep olabilecek yanlarındandır. Oysa anayasalar, toplumsal mutabakat demektir. Toplumun geniş bir kesiminin içine sinmediği bir anayasa, referandumdan geçse bile ülkeye olumlu anlamda ne getirebilir? Kaldı ki bu anayasa değişikliğinin çıkış noktası, fiili duruma hukuki durum biçilmesi ihtiyacının ortaya konması ile olmuştur. Mevcut hukuki duruma uymayan fiili durum nedir? Suçtur. Dünyanın her yerinde bu durumun karşılığı suçtur. Bu gerçek aslında her şeyi bütün çıplaklığı ile ortaya koymuyor mu? Milletin selameti, ülkenin bekası için değil, sadece bir kişinin bekası için bu değişikliğe evet diyenlerin, hayır diyenleri Erdoğan düşmanlığı ile suçlamaya hakkı var mı?  Yok. Umarım Evet cephesinden, Erdoğan’ın başkanlığından ziyade başkanlık sistemine karşı olduğumuz için hayır dediğimizi anlayanlar olmuştur. Onlar da gelsinler, Erdoğan için değil de ülke için başkanlığın gerekli olduğuna dair ortaya bir şey koysunlar, seve seve dinler ya da okurum. Ancak ne yazık ki, bu zamana kadar evet cephesinden bu minvalde bir yaklaşım göremedik. Hasıl-ı kelam; Erdoğan muhalifi olduğumuz için değil, Türkiye Cumhuriyet’i mili devletten federatif devlete, demokrasiden otokrasiye, hukuk devletinden polis devletine geçmesin diye HAYIR!  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.