Özbekistanlı Şair ve Önder Muhammed Salih: "Türklük Allah'ın Kavramıdır"

Özbekistanlı Şair ve Önder Muhammed Salih, Faraszade'de Ahmet Tarık Çelenk'in sorularını yanıtladı. Muhammed Salih'in sorulara verdiği cevaplar şöyle: 

"Türk olduğumu ve demokratik dünyanın değerlerini Sovyet ordusunda askerliğimi yaparken, Macaristan ve Çekoslovakya direnişlerinde idrak ettim. Alpaslan Türkeş’in aksülameli bile Orta Asya aydınlarında Türklük bilincinin uyanmasına büyük katkı sağladı”

Soru:  Sayın Başkan maalesef Sovyetler’in yıkılışından sonra Türk Sağı  Türk Dünyasıyla doğru bir ilişkiyi geliştiremedi.. İkinci mesele de İslam dünyasıyla da AK Parti döneminde özellikle istediğimiz ideal ilişkiyi geliştiremedik. Çünkü temelde bir fikir üretemedik. Siz Orta Asya’dan bir Türk- Özbek  aydını olarak özellikle sizin bu konuya  bakış açısınız  çok önem arzu ediyor. İlk sohbetimizde Türkçülük, milliyetçilik üzerinde kanaatinizi almak isterim. Sizin Orta Asya ve Dünya politikalarınızda ilgili vizyonunuzu da paylaşmak isterim. Şimdi öncelikle sizi kısa olarak bizim insanımızın tekrar tanıması açısından  bir hikayenizi  anlatabilir misiniz?

Muhammed Salih : Ben Özbekistan Batı bölgesinde 1949 yılında doğdum. Bu Türkmenistan’a yakın Oğuz bölgesi – Harezim, Harezmde genelllikle oğuzlar yaşıyor.

Yani Türkmen boyları ile iç içe yaşıyoruz. Bizim bazı bizim akrabalarımız kendilerini Türkmen diye yazdırmış pasaportlarına. Onlar bugünkü Türkmenistan’ın Daşoğuz(Diş oğuz) eyaletinde yaşayan akrabalarımız. Harezm 12-13 asırlarda Harezim emperatorlugunu kuran Harezimşahların diyaridir. Son Harezimşah Celalaettin Menguverdi Mogol istilacılarına karşı direnen son hükümdar idi.

Ben tabii bugün kendime Özbeğim diyorum, özbekler bünyesinde üç Türk boyunu – Oğuz, Kıpçak ve Karluk – Türker’ini barındıran bir büyük etnik gruptur.

Daha net demek gerekirse, Harezim Özbeğiyım. Harezm 1924 yıla kadar bağımsız cumhuriyet idi. 1924 yılında Sovyetler Özbekistan Sotsialistik Cumhuriyeti ilan edib, Buhoro ve Harezimi (eski Hiva hanligini) bu Özbekistan terkibine kattılar.

Bugünkü Özbekistan eski Türkistan’ın merkezidir. Emir Temur’den sonra parçalanan emperetorlugun merkezidir bu diyar.Biliyorsunuz Bati Türkistanı Ruslar 5 parçaya ayırdilar: Özbeksitan. Kazakstan. Kırgızıstan. Tacikistan, Türkmenistan

Çar Rusyası işgalına kadar orada 3 devlet vardi: Hokand hanlıgı, Hüva hanlıği ve Buhara emirliği.Bu Timur’dan  miras kalan uç parça idi..

Ben  Harezim ayaletinin batı bölgesinde yaşayan Beğcan Beyin torunuyum. Bizim sülalemiz halk içinde “hana kız vermeyen beyler” diye anılıyor.

Altıncı kuşaktan dedemiz Beğpolat Bey  kızını Hiva hanınin haremine vermediği için onun hanedanını 19 asır ortalarında Harezmden Buhara sınırına, bugünkü Karaköl tümanına  sürgün ediyor.Ailemiz orada 17 yıl ğurbette kalıyor ve nihayet yeni han tahta çıkıb dedelerimiz vatan geri çağırıyor ve evvelki makamı ve yer suvunu iade ediyor. Bu da bir ayrı hikaye…     

Ben tabii Sovyetler döneminde doğdum ve Sovyet mefküresinde terbiyelendim. Rusları “büyük abimiz” olarak tanıttılar bize.

Ama beni 18 yaşında Kızıl orduya , askerliğe aldılar ve orada ben ayrı bir millete mensup olduğumu öğrendim. Ben orada Rus olmadığımı, Sovyet olmadığım, benim bir geçmişim, tarihim var olduğunu orada öğrendim. Ben Özbek olduğumu, bir Türk olduğumu Rus askerlerinin bana karşı gösterdiği  şovenistik davranışlarından sonra öğrendim.

Askerlikte aşırı Rus ırkçılığıyla karşılaştım ve bu tecrübe beni Özbek milliyetçisi yaptı.

Ben 2 yıl askerlikten sonra Özbekistan döndüğümde ben de artık sosyalist bir genç değildim, aşırı  bir milliyetçi idim.

Soru: Sosyalist fikirlerinizden de ordu da mı vazgeçtiniz?

Muhammed Salih: Tabii, sosyalist fikirler o kadar şekillenmemişti  zaten. Gene de ben Rus edebiyatını, Batı edebiyatını Özbek edebiyatından daha çok biliyordum.

Çünkü ilk okuldan başlayıp bize tarih olarak “Sovyet ittifakı tarihi”, aslında, Rus tarihi okutuldu. Böyle bir zamanda benim şekillenmeye başlamış sosyalist  kafama ilk darbeyi Kızılordu vurdu. Askerlik benim gerçek kimliğimi ortaya çıkardı ve askerden bambaşka bir  şahıs olarak döndüm.

Soru: Peki size ateist dayatma veriyorlar mıydı? Sovyet eğitim sisteminde ateist bir eğitim sistemi var mıydı?

Muhammed Salih: Tabii. 'Din afyondur, Hüda yoktur, Allah yoktur' falan diye söylüyorlardı ama, zaten Allah hakkında konuşmadıktan sonra herkes zaten  Allah’sız yetişiyordu. Onun üzerine yine de din zararlıdır söylemi yaygındı.

Soru: Ailenizden Müslüman kimliği ile İslami bir eğitimi aldınız mı?

Muhammed Salih: Hiç bir eğitim yoktu. Ama annem “La ilahe illallah” diye söylerdi hep. Uykuya yatarken,şu şiiri okuyordu:

“Yatıyoruz ya Allah,

Kalkarız da inşallah –

Kalkıp, kalkmaz gün olsa

La ilaha illalah!”

Biz çocuklar bu dörtlük gölgesinde uykuya daliyorduk.

Biz için bütün islam şu 4 satirin iiçimdeydi. Annemin, dini eğitimi olmamasına rağmen, Allah korkusu çok büyüktü. Dilinden istiğfar düşmezdi.

Babam Medemin (Muhammedemin) Beğ 1918, annem Akile hanım 1922 doğumlu idi, hiç okutmamıştılar.

Dedem Beğcan Beği  1926 da “kulak”(Sovyet karşıtı) olarak tutuklandı ve bir yıl sonra, 1928 de katledildi. Yer sularımız, mal ve mülkümüz müsadere edildi

Soru: Sonra askerdeyken Prag baharına denk geldiniz değil mi ?

Muhammed Salih: . Evet bu 68’ mayıs ayında ben Kızıl ordu saflarında asker olarak Macaristan’da idim.. Sonra Haziran, Temmuz ve Ağustos’ ayının ilk yarısında bizim bölüğümüz  Çekoslovakya sınırına getirildi ve orada 21 Agustosa kadar bekletildik.

Biz Çekoslovakya’ya Haziran ayında da girebilirdik, ama bekledik. Sonra 20 ağustosta “savaş çıkabilir, savaşa hazır olun, biz bu gece Çekoslovakya’ya giriyoruz”  dediler,

“Nato saldırabilir” dediler.

Biz gençler sevindik. Yaşımız  18.5 idi, insan bu yaşta savaşa sevinir tabi. Elimize Kalaşnijkov otomat tüfeğinin en son modelini tutturdular ve belimize her birinde 32 mermi 3 tane şarjör taktılar, 2 tane de F-! el bombası verdiler. En son model el bombalarıydı.

Sonra 21 Ağustos gecesi  biz  Çekoslovakya sınırlarını geçtik. Böylece biz gençler Kızıl ordu saflarında Çekoslovakya’yı işgal ettik. Biz Çekoslovakya’da  4 ay kaldık. Sonra  Macaristan’a geri döndük.

Soru: Peki oradaki Macar gençlerin sivil itaatsizlik eylemleri  dikkatinizi çekti mi ?

Muhammed Salih: Tabii, o bizim dikkatimizi çekti. Hatta belki benim için bu bir devrim oldu.  Gördük yanı silahsız insanlar silahlı gücü dağıtabiliyorlar. Biz silahlıyız onlara karşı, bizimkiler Macarlardan ve Slovaklardan   hatta bir kaç kişiyi de öldürdüler. Ben öldürmedim de Allah’a şükür. Ona rağmen kopmuyorlar insanlar. Macar gençleri bize diyorlardı ki;  gidin Moskova’ya, sizin kadınlarınız bekliyor sizleri, buradakiler sizin değil.

Soru: Oraya haksız bir dava için, haksız bir amaç için gittiğinizi hemen farkına vardınız mı ?

Muhammed Salih: Tabii, tabii evet. İlk birinci ayda anlamadık biz. Bunlar bize kontra diyorlardı. Yani İnkılapçı (devrimciler). Biz inkılapçı onlar karşıdevrimci diyorlardı. Sonra  ki Slovaklar çok iyi insanlar, kültürlü idiler  bize bira getiriyorlardı bira içiyorduk o zaman.

Soru: Karşı devrimci diyorlardı o zaman

Muhammed Salih: Karşı devrimci diyorlardı onlara, biz devrimciyiz. Onlar karşı devrimci. Bize onlar burjuvazi diyorlardı ama sonra baktık, çok iyi insanlar. Çok kültürlü, çok sakin, öyle çok şeyleri yok. Sonra dost tutunduk onlarla çok iyi olduk. Slovakya da Slovak bölgesinde Bratislava da. Böyle orda çok her şey değişti benim için. Sonra sonuna kadar 2 yıl içinde tamamen ban başka bir insan olarak döndüm. Kendimi çok yaşlı hissediyordum. Bunun psikolojisine girdim. 1970 yılında,

Soru: Taşkent’te üniversiteyi okudunuz.

Muhammed Salih: Evet Taşkent’te Gazetecilik okudum. Oradaki sınıf arkadaşlarım benden 2 ya da 3 yaş küçüktü ben liseye 4 yıl sonra girdiğim için. Onlar çok küçük görünürdü. Çocuk gibi halbuki aramızda sadece 2 yaş vardı. Ama bu 2 yaş onlarda yoktu tabii ben gaziydim artık.

Soru: Peki o zaman sizde Özbek olarak bilinci uyandı mı?

Muhammed Salih: o zaman hatta o kadar uyandın ki Milliyetçi değil de Irkçı olmaya başladım. O zaman da Türkçülük başladı.

Soru: Türkiye’nin ne zaman farkına vardınız o zaman ?

Muhammed Salih: Türkiye’nin 1972’de  ilk Alparslan Türkeş hakkında BBC özgürlük radyosundan, bir şeyler duydum.  Türkiye’de Türkçü bir Albay varmış, hatta Çin’e gidip Mao’dan Uygurların haklarını talep etmiş diye. Böyle olmamış tabii hiçbir zaman ama millet üretiyor. Efsaneleştiriyorlar.

O zamanlar Ecevit tanınıyordu.  Ruslar Ecevit’i seviyorlardı. Sosyalist olduğu için Ecevit’in resmi vardı. Kasketle beraber, güvercinlerle beraber böyle . Ondan sonrada Türkeş’i bilmiyorduk.  Türkeş ona karşı oluşuyla tanıdık. Ama bunu bir reaksiyon olarak yani  ayrı bir Rus milliyetçiliği, bizi reaksiyoner ırkçı yaptı.

Soru: Mesela sizin gibi Özbek gençlerin Türkiye’ye olan ilgisi üniversite de oluşmuş muydu. Onu hissedebiliyor muydunuz?

Muhammed Salih: Milli şairlerimiz,20 asır başlarında yaşamış Ceditçilik hareketini önderleri Çolpan. Fitrat, Behbudi, Münevver Kari gibi büyük şair ve düşünürlerin eserleri yasaklanmıştı, kitaplarını bulamıyorduk.

Üniversite 1 ve 2. Sınıf batı edebiyatına daldım o zaman tamamen ilk Sartre tanıdım. Camus, Kafka ve sonra 1971 Gabriel Markis. Latin Amerika yazarı. Bunlara yeni bir dünya açtım. Ben kendime göre o hemen bu şeylere batı yazarları eski 50-60 dönemindeki meşhur yazarları okudum ama, yeni bir dönem başladı. Latin Amerika edebiyatı beni çok meşgul etti.

Soru: Tabii Latin Amerika’da bir diktatörlüğe karşı tavır vardı  ilginizi çekti değil mi?

Muhammed Salih: Tabii , o bağımsızlık hareketleri, Che Guevara.

Onun perde arkasındaki gerçek hayatını, o karanlık hayatını  bilmiyorduk tabi. Che bizim için mazlumlar için savaş veren bir yiğit ve kahraman idi.

Türkiye açısından baktığımızda bir paradoks var: ben bir sağcıydım, o zamanki Türkiye solunun ilgilendiği ve değer verdiği kitapları ve yazarları seviyordum: bir Özbek, bir Türk milliyetçisi olarak Batı medeniyetinden ilhamlanmak Türkiye milliyetçiliği nezdinde kabul edilemezdi tabi.

Soru: Bu kitapları bulmakta zorlanmıyordunuz değil mi?

Muhammed Salih: En popüler kitaplar 8-9 ay içinde hemen Rusya’ya tercüme ediliyordu. Ruslar çok büyük bir edebiyat tercüman kapasitesi çok büyüktü. Hemen tercüme ediliyordu. Biz çok ilerdeydik. Aslında şimdi bakıyorum ben Amerikalılarda daha fazla daha hızlı şekilde Avrupa edebiyatını kavrıyorduk ve bu değerlendirebiliyordu.

Soru: Peki Türk edebiyatı ve Türk yazarlar bir ilişkiniz oluyor muydu o dönemde?

Muhammed Salih: Nazım Hikmet’i biz seviyorduk çünkü sadece Nazım Hikmet vardı ve okuyorduk. Onu Türkçü olarak bilirim ben. Çünkü her şiirinde Türk Diyor. Ve onun komünist olduğunu da biliyorduk ama rahatsız olmuyorduk biz, çünkü büyük bir Türk şairi idi. Zaten öyledir ama burada bir içerde bizim sağcılara bizim kardeşlerimize ya da milliyetçilere karşı düşman olduğunu bilmiyorduk tabii. Ve Aziz Nesin vardı bir de.

Soru: O da Sovyet sistemin izin verdiği yazarlardan. Ziya Gökalp’ı mesela mümkün değil mi?

Muhammed Salih: Ziya Gökalp’ı bize düşman olarak bilinirdi. Ziya Gökalp’ın Ruslar yazıyordu. Ziya Gökalp Pantürkist bu çok ırkçılığı, Türk milletini yüceltmiş, ani ırk olarak alıntılar vardı. Biz o alıntıları alıp dağıtıyorduk. Bizim istediğimiz şeylerdi.

Soru: Yusuf Akçura, İsmail Gaspıralı …

Muhammed Salih: Onlar o kadar meşhur değildi.   Ziya Gökalp bir ideolojik olarak Rusların ilgilendiği şey olduğu için bizde ona yöneldik.

Soru: Türkçülüğü bir akım olarak biliyor muydunuz o dönem?

Muhammed Salih: Akım olarak bilmiyordum doğrusunu isterseniz. 1971-1972 söylüyorum. O zamanlar. İlk tek tük Ziya Gökalp başka böyle alıntılar onlarla yaptık ama 1975’te bir Türkçülük akımı olduğunu biliyordum.

Soru: Turancılık konusunda bir bilginiz var?

Muhammed Salih: Turancılık konusunda bilgimiz vardı. Bizim Ceditçiler (Fitrati, Çolpan, Bihbudi, ve başkalar) 1910 yıldan başlayarak, belki Türkiye pantürkistleri tesiri altında, bir Turan hayalını kurmaya başlamışlardı.

Ceditler 1918 yil Hokand Muhtariyeti(Türkistan Cumhuriyeti)ni kurdular.

Rusya’da Çarlık yönetimini deviren 1917 Şubat İhtilali’

Türkistan’da milli güçleri harekete geçirdi ve Hokand Muhtariyeti  kuruldu.

Fakat bu Muhtariyeti iki ay gibi yaşayabildi, bu  ilk müstakil devleti 1918 Şubat ayında Lenin’in emriyle bolşevikler ordusu yerli ermeni daşnaklar destegiyle Hokand halkına karşı katliam başlattı ve 3 gün içinde yerli ahaliden 45 bin kişi öldürüldü.

Böylece Ceditler Hareketi ölümcül bir darbeyi aldı. Bu hareketin hayatta kalan liderleri Sovyet rejimi tarafından 1937 yılda topyekûn katledildi.

Onlar hepsi Turancıydı.

Yusuf Akçura’yı buraya gelip okudum ben. Akçura’nın Kitapları yok bizde. Onun eserlerinde çok belirgin bir şekilde Türkçülüğü bir ideal olarak şekillenmemiş.

Soru: Sovyet hakları kardeşliği gibi..

Muhammed Salih: Hepsi yok yani ayrı ayrı büyük insanlar ama müttefikler ama böyle bir ideoloji yok bu güne kadarda yok, şekillenmemiş.

Soru: Peki Enver Paşa’yı bilir miydiniz, ne zaman öğrendiniz…

Muhammed Salih: Enver Paşa’yı 1970 yılların başlarında biliyorduk yani. Burada basmacılar safında savaşmış bir Türk olarak giden yiğit. Bir Türk Kahramanı olduğunu ve bizim topraklarda şehit düştüğünü biliyorduk. Ama derin bilgimiz yoktu.

Soru: Halk ve insanlar genel de Sovyet sistemine rağmen Enver Paşa’yı seviyorlardı yani

Muhammed Salih: Evet, bizim kuşaklar daha belki bu kadar bilmiyorlardı ama bizden önceki  kuşakların hepsi Enver Paşa’yı kahraman olarak biliyordu.

Soru: Peki siz bir Özbek genci olarak Timur hakkında ne zaman bilgi edebildiniz

Muhammed Salih: Timur hakkında 1970 ortalarında ilk defa Timur tüzükleri aldık.

Soru: Yasak değildi değil mi?

Muhammed Salih: Yasaktı. O daktiloda yazılmış Timur Tüzükleri’ni okuduk. Sosyalizm yasaklamıştı, tüzüklerde  yasaktı. O zaman 1974-75’lerde ben ilk defa Timur’un böyle zalim, despot öyle tanıttı bize Ruslar.

Soru: Osmanlı Tarihini Yıldırım Beyazıt ne zaman tanıdınız.

Muhammed Salih: Yıldırım Beyazıt daha sonra tanıdım.,1976-77 yıllarında. O dönemde  Moskova’daki Yüksek Edebiyat Kurslarında okudum. Bu okul profesyonel yazarlar okuluydu. Orada Orta Asya Türkleri ve Anadolu Türklerinin tarihini öğrenme fırsatını buldum. Yıldırım Beyazıt hakkında ilk defa  orada okuyabildim. Yani onu çok geç tanıdım.

Sonra 1985-86’larda daha yakından öğrenmeye başladım.. 1986’da Taşkente Dünya Türkoloji Kongresi gerçekleşti. Bu büyük bir meşveret idi. Bu toplantiya yanılmiyorsam 7-8 kişilik bir Türk heyeti katıldı. Bu heyette Prof. Dr. Ahmet Bican Ercülasun de vardı. Bu grup Özbekistan’a ilk gelen Türk heyeti idi. Onlar bize çok kitap getirdiler sağ olsunlar.

Soru: Peki mesela sizin gibi ya da sizin özelliğinizde olan kişiler Timur’u tanıdıktan sonra ya da Yıldırım’la savaşlarını tanıdıktan sonra Türkiye’ye bakış açınız pozitif mi gelişti negatif mi gelişti?

Muhammed Salih: Zaten bizim hareketimiz, hareket derken de 10-15 yıldan fazla değil. Özbekistan’da sizdeki gibi  yazarlar, tanınmış insanlar hepsi böyle bir kesim böyle bir ırk anlayışı gelişmiş hareket yok. Buradaki Türkçülük hareketi gibi ve MHP gibi büyük teşkilat yok tabii. Biz Özbek aydınları Timur’a da Yıldırım’a da atalarımız ve  aynı milletin çocukları olarak bakarız. Buradaki aydınların  ben Timur’u düşman olarak gördüklerini düşünmek istemem. İki büyük güç vardı. Biri batıda biri doğuda savaştı. Yani hatta bunlar abi kardeş olsa bile savaşırdı zaten. Baba oğul olsalar bile yine de savaşırlardı.

Soru: Sizin sohbetinizde geçen tanımınız vardı Timur daha evrensel  karakter, Yıldırım’sa daha ulusal karakter olarak bilinir demiştiniz.

Muhammed Salih: Yok yok tam tersi dedim. Timur kozmopolikti yani Türk karakterinin kozmopolitti. Sadece Timur’da değil bizde hep kozmopoliklik var. En şeylere karışan, karışmaya meyilli, bütün milletlerin yani bizde böyle bir şey yok. İçimizde bir ırkçılık yok bizde fenomenal bir milletiz yani biz hemen karışıyoruz. Hemen asilime olmaya meyilliyiz. Türk karakterindeki kozmopolitizm Timur temsil etti. İndividüalizm yani bireyselciliği Yıldırım temsil etti. Benim tezim bunun üzeriydi. Bir dergi basmıştı onu bulmak lazımdır.

O dergi varsa Türk Dünyası Vakfında vardır. Ta 1990’da basıldı o.

Soru: Mesela şimdi 1980 doğru gidiyoruz. 1976  şimdi orada bir baskı falan dönemi var mıydı, 1980 doğru giderken gençliğinizde gördüğünüz kadarıyla Sovyet sisteminde, Özbek sisteminde bir baskı falan var mıydı.

Muhammed Salih: Baskı her zaman vardı ama garip bir şey vardı yani özgürlük ruhu vardı insanlarda. Her şeye rağmen , orada bodrum katlarındaki işkenceler de vardı. Ama yine de bütün bu şeylere karşı gençler herhalde benim etrafımda her şey konuşulurdu. Brejnev’e  paradiler yazardık O’na karşı ironik yazıyorduk dağıtıyorduk. Bence KGB bizi ciddiye almadı.

Soru: Peki 1980’e doğru giderken Sovyet sisteminin birden çökebileceğini öngörebiliyor muydunuz.

Muhammed Salih: Ben bunu rasyonel tahmin edemezdim ama irrasyonel tahmin edebiliyorum. Bunu hissedebiliyordum. Hissi olarak biz bunu biliyorduk ve söylüyorduk. Ben diyordum ki şair Victor Sasnore diye beni tercümen eden şair mualif şair. Siyasi mualif değilde fikri mualif. Komünistlerden nefret eden çok büyük şair, Sen Petersburg’lu hala yaşıyor bildiğim kadarıyla. Geziyoruz Lenin Meydanı vardır Lenin Heykelinin orda taş meydanda. Bu meydanda geziyoruz. İnşallah biz bu heykelin yıkılışını göreceğiz dedim. Görecek miyiz dedi bana. Göreceğiz bu heykel böyle düşerken normal parçalanacak dedim. Şaka yaptım ama o şaka 1981 oluyor ve 10 yıl sonra da gerçek oldu . Ama ben onu rasyonel olarak tam bilmiyordum.  Yine de yaşayacağımızı biliyordum .

Soru: Peki sistem çöküşünce siz siyaset ya da sivil topluma ne zaman girdiniz. Sistem çöküşünce mi 1980’ de Sovyet çöküşünden sonra mı girdiniz.

Muhammed Salih: Ben aktif siyasete 1985’te girdim. Hiç siyaset sevmem. Ben apolitik insanım aslında.

Soru: Ayrıca eserleriniz vardı değil mi?

Muhammed Salih: Tabii tabii. Ben şiir yazarıyım. 70-yıllar Özbek modern şiirini temsil ediyorduk. Metaforistik şiir temsilcileriydik. 1970’lerde başlayıp 1985’e kadar 15 yıl içinde şekillenmiş ve kendini bir şair olarak tamamlamış bir insandım. 1986 dan sonra şiirden uzaklaştım, ya da uzaklaşmak zorunda kaldım. Siyaset benim sevmediğim iş siyaset beni girdabına çekti. 

Soru: Peki Sovyetlerin Afganistan’ın işgali sizde bir sosyal etki uyandırdı mı ,bunu hissettiniz mi? 1979’da

Muhammed Salih:  Tabii tabii o zaman çok yaşlıydık. 40 yaşlarındaydık. Tabii etkiledi. Hatta Afganistan’a karşı karşı şiirler var. Sembolik metaforistik şiirler.

Soru: Peki İslami ya da Müslüman olma bilinci ne zaman oluşmaya başladı. Sovyetlerin Afganistan’ı işgalinden sonra mı oldu?

Muhammed Salih: İslami faktörler burada yok denilebilir Hatta ben bir Allah’ın lütfu diyoruz. 1985’te herşey iyiydi. Yani 1985’te ben 35 yaşlarında meşur bir şair idim. Herkes Muhammed Salih tanıyordu. İçerde, Moskova’da da tanınıyordum. Tanınmış bir şairdim. Sorun yoktu. Her satırımızı da iyi bir de para ödüyorlardı. Sovyetler telif ödüyorlardı. Fazla kazanmadık ama bize yeterli idi. Kaderimizden memnunduk. Böyle bir şey var. Şakral yani mukaddesal bir şeyi bir köşede yaşıyorum yani. Kutsallık duygusu hep vardı. Yanı bu hayat geçici diye böyle şekillenmiş ibare değildi ama onun hissi vardı. 

Soru: Sovyetler yıkılışı ile birlikte devlet ve sistem olarak bir Özbek bilinci gelişti değil mi, Devletler de gelişti. Bağımsızlık ilan etmeyle beraber mi gelişti ?

Muhammed Salih: 1985’te bağımsızlığımı ilan ettim. Ben şahsen aslen. Özbek olarak manifesto yazacaktım. Milli değerlere karşı komünist partisinin bize karşı uyguladığı zulme karşı ilk manifestomu yazdım ben yönetenlere mektuplar diye yazdım. 56 kişi, genç şair ve yazarlar bu manifestoyu imzaladı bu mektubu. Bizim milli hareketimizi o mektup başlattı. Bu mektup Özbek aydınlarının Sovyet zulmüne karşı  son 60 yılın ilk başkaldırısı idi.

O zaman Gorbaçev gelmemişti. Komünist Parti lideri Cherneko idi. Bu şahısın kişiliği çok silikti, o yüzden biz mektubu Politbüro’ya yazdık.

Bizi yaradan Allah’ın tanımadığımı biliyordum. Ona itaat etmeyi biliyordum. Biliyordum Allah var. Buna bazı vecibeler var bakmam lazım.

Aslında 70-yılların bu bohem hayatından da Batın’en çok sıkılmıştım. O dönem hatıralarımdan bir alıntı yapmak istiyorum:

” …Şiir benim terbiyecim idi. Fakat o dayanak noktası değildi. Herkes gibi benim de dayanacak bir noktaya ihtiyacım vardı. Çünkü herkes gibi ben de yolunu şaşıranlardan biriydim: İhtiras kamçısı altında tir tir Titreyen deve gibi, pranga ayakta, Yürümeye mecburuz, yürümeye mecbur, Bilemeden Mağrip nerede, Maşrık ne yanda. (Yolunu Kaybedenler Türküsü, 1983) Bu ıstırap, tıpkı eski Yunan filozofu Parmenide’in ıstırabına benziyordu. Zavallı Parmenide “Ey tanrılar, ben sizden hiçbir şey istemiyorum. Bana sadece sabitlik verin.

Bu, durmadan değişen, türlü renklere bürünen kararsızlık denizinde benim tutunabileceğim bir ağaç, bir kararlılık, bir sabitlik verin!” diye yalvarırdı. Fakat onun feryatları beyhude idi. Çünkü o istikrarı Allah’tan değil, putlardan istiyordu. Parmenide, politeizm (çok tanrıcılık) devrinin kurbanı idi. Fakat kendisi farkında olmadan Allah’ı, bütün alemleri yaratan yegane Allah’ı, yegane istinatgahı arıyordu.

Bu istinatgahı, Sovyet devrinde dininden uzaklaştırılan insanlar da aramaya başladılar. Bana benzeyenler için şiir, bu arayışın vasıtasıydı.

Şiir, arayış ıstırabından yorulup bıkmamak için bir teneffüstü.

Şiirin dışında insan kalbini hudutsuz dehşete düşüren bir boşluk vardı.

Bu boşluk, bizim candan sevdiğimiz dünyamızdı. Cazibesi korkunç olan dünya”..

Bu boşluğu ancak bir büyük inanç, bir sarsılmaz itikat  doldurabilirdi.

Bu dayanılmaz ruhi ihtiyaç beni islam dinine getirdi.1985 te ailece ilk namazımızı kılldık. Beni bu noktaya getiren günü hiç unutma: Eve geldim çocuklara o günü ve o geceyi çok iyi hatırlıyorum. Metrodan inip eve giderken, ruhum bir boşluk içine girdi. Kendime dedim: “Ne yapacaksın peki?  Sen  meşhur şairsin, tamam. Kitap çıkaracaksın, cilt cilt kitaplar çıkarabilirsin, ama sonrası nedir bunun?. Sonuçta ne var,dedim” kendime.

Sonuçta boşluk olduğunu gördüm. O zaman eşim Aydın hanıma “yarından çocuklara kuran öğreteceğiz…”.

Soru: Medreseler ve tarikatlar var mıydı Sovyetlerde?

Muhammed Salih: Vardı ama yer altındaydı. Ama bizim çocukları yeraltındaki mollalar okuttu. O zaman gizli okumak ve okutmak suçtu. Altı yıl hapisti. Ona rağmen Timur ve Umide’yi okuttum.

Soru: Ne zaman serbest oldu medreseler, okuma okutmak ?

Muhammed Salih: 1990’larda. 90’ların başlarında.

Soru: Sizin peki siyasete daha doğrusu Meclise girmeniz ne zaman oldu.

Muhammed Salih: 1990 yılında oldu mart ayında.

Soru: Ona tekrar döneceğim. Bizim Türkiye’ye döneyim müsaadenizle. Türkiye’deki Özbek aydını olarak, Türk aydını olarak Türkiye’deki şu anki Türkçülüğü ve Türk Milliyetçiliği şu anki yapısıyla Orta Asya’daki Türklere bir karşılığı olduğunu düşünüyor musunuz. Şu anki Türkçülüğün fikir yapısının Orta Asya’daki bütün Türk dünyasına hitap edebilecek bir fikir derinliği olduğunu düşünüyor musunuz

Muhammed Salih: Düşünüyorum. Eğer bu potansiyel iyi değerlendirilebilseydi şekli bulunsa ve  uygun bir sentezle  buradaki anlayışlar hesaba katarak bir ideoloji oluşturabilirdi. Ve biz onu oluşturmaya çalıştık. Bu konuda benim biraz tecrübemde var. 1988-89 yani burası Özbekistan değil, Türkistan parçalanmış. Biz bunu anlatmaya çıktık. Biz Türk’üz Özbek falan Kırgız falan yok aslında. Burası Türkistan Türkler yaşayan diğer biz Türk’üz diye 7-8 propaganda yaptık. Her yerde konuşmaya başladık biz Türk’üz diye yani bu konuyu anlayabilecek kapasitede halk Özbekler en yatkın buna. Ve yakın. Hatta Azerbaycanlardan daha yakın. Gerçi Azerbaycan hudut olarak Türkiye’ye yakın hatta dili de daha yakın ama, mental zihniyet olarak Özbekler çok yakın.

Soru: Sizin bir öneriz olarak İstanbul Türkçesi ortak dil olarak İstanbul Türkçesi olabilir değil mi sizin için.

Muhammed Salih:  Evet bu en rasyonel ve gerçekçi bizim yani ortak dil olarak, karma karışık karşı şey Rus dilini ortak kullandık neden biz kendi Türkçemizi ortak dil olarak kabul etmeyeceğiz.

Soru: Peki mesela Türkiye’de Türk Milliyetçilik hareketi diğer ülkücü hareketlerinin Türkiye’nin bir ortak sorunu var. Kürt Sorunu mesela. Kürt sorununa bakış tarzı bir Orta Asya Türk aydını olarak nasıl bakıyorsunuz. Siz Kürt olsanız nasıl bakardınız?

Muhammed Salih: Bence Kürtleri asimile etmeye çalışmazdım hiç. Tam tersini yapardım. Kürtlere Kürt kimliğini verirdim. Türkiye vatandaşı Kürt diye yazıp verirdik bunlara Kürtlüğünü yaşasınlar . Okullarını okusunlar ama burada lütfen Türkçe konuşsunlar. Çünkü Türk devleti burası. Amerika da da bir sürü İspanyonlar var bir sürü. Ama onlar İspanyol dilini size şey yapmıyor. Enpoze etmeye çalışmıyor, Amerikan bir İngiliz dilinde konuşan bir devlettir.

Soru: Ana dilde eğitime nasıl bakarsınız Kürtlerin anadilde eğitimine.

Muhammed Salih: Ana dilde eğitimin onlar kendileri yapabilirler isteler. Ama burası Türkiye her şeyden önce Türkçe konuşması lazım. Türkçe bilmiyorum demek mümkün değil bizde. Rusları böyle şey yapardık. Ruslar bizde yaşadı. Ben Özbekçeyi bilmiyorum dese git denirdi, dünyanın her yerinde böyle istediği partiyi kurmak etnik parti dünyanın hiçbir yerinde yok. Bu Türkiye’de var. Bizde var sadece.

Soru: Yerel yönetimler özerkliğine nasıl bakarsınız. Bunların Kürt siyasi partilerin talepleri yerel yönetimdeki özerklik diye.

Muhammed Salih: İyi bakmıyorum bu ülke federal devlet değil.

Soru: Türkiye’nin dışındaki Kürtlerle ilişkilerine nasıl bakarsınız. Mesela bir konfederal yapı teklifi olsa Türkiye açısından uygun olur mu sizce? Irak’taki Suriye’deki Kürtleri ile birliktelik gibi

Muhammed Salih: Bu düşünebilir. Konfederal bölge olarak.

Soru: Peki birde mesela genelde hangi ideloloji olursa olsun sosyalist idelojiye dahil bütün insanlara hitap eden bir yönü olmalı. Şimdi Türkçülüğü ya da Türk milleyetçiliğin sizce bütün insanlığa hitap eden bir yönü var mıdır.

Muhammed Salih: Yok. Türk milliyetçiliğinin her şeyden önce biz Türk olduğumuzu gizlemememiz lazım. Türk olduğumuzu bilmemiz lazım. Ben Türküm demekten korkmamak lazım. Türküm diye birinin üstüne çıkmamak lazım. Ama biz Türk’üz yani milleti ret etmeyen bir milletiz olmamız lazım. Biz Müslümanız diyemeyiz. Biz Müslümanız elhamdülillah ama Türk’üz. Türklük bizim ürettiğimiz, uydurmamız değil. Bizi Türk olarak Allah yarattı Yani Türklük Allah’ın kavramıdır. Allah’ın ayeti bir milleti red etmek sadece olmak var demek Allah’ın kavramını red etmektedir. Ben böyle düşünüyorum.

Soru: Ya bu mana da mesela Türkiye’deki İslamcı akımın acısının Orta Asya’daki Türk dünyasının bir ilişki geliştirememesini nasıl okuyorsunuz.

Muhammed Salih: Belki bu konuştuklarımız şeyden olanının zaafı var. Ümmetiz desek ama yine de milletiz diyorlar. Türklüğü red ederek orda bir şey yapılamaz.

Soru: Peki mesela İslami akımlarda İslamcılıkta Türkiye’deki İslamcılık anlayışının Türk dünyasıyla ilişkilerin verimin geçtiğini düşünüyor musunuz?

Muhammed Salih: Düşünmüyorum. Maalesef ama aslında İslamcılık ben pek sevmem terimi. İslam dini olarak yani bizim dinimiz elhamdülillah Müslümanız, dini özgürlükler olması lazım aynı zamanda milli değerlerimizi korumamız lazım

Soru: Peki Orta Asya’daki bu radikal İslamcılığın gelişmesini neye bağlıyorsunuz, Sovyet sonrasında mesela Orta Asya için  çok ciddi dünyaya terör ihraç algısı var ?

Muhammed Salih: Totaliter sistemin ürünü bu. Ilımlı Müslümanları Radikal yapan totaliter rejimdir. Ve bütün dünyada sadece Özbekistan değil, bütün totaliter rejimler radikal şeyleri üreten en büyük etkendir.

Soru: Bunda onu görüyorsunuz.

Muhammed Salih: Çünkü başka bir yol bırakmıyorlar. Onlara başka bir yol bırakmıyorlar. Baskıcı rejimler insanlara kendi dinini ifade ettirmeyince, yer altında radikal akımlar şans buluyor. Onlar ortaya çıkıyor ve esas harekete dönüşüyor. Halbuki çünkü ikisi de totaliter. Bütün  radikal cemaatler de sadece biz Müslümanız diyor. Totaliterizm diğer totalireterizmi doğuruyor.

Soru: Nasıl mücadele edilebilir. Orta Asya’da siz mesela yönetimlerde olsanız nasıl mücadele etmeyi düşünüyorsunuz. Radikal akımlarla?

Muhammed Salih: Yani bütün dindarların bütün hukukları anayasa da gösterilen  hukukları bölmek lazım ve bunlardan bir şey olacak diye korkmamak lazım bunların özgür yaşaması lazım. Ama bunun dışında çıkarsa çok kesin bir şekilde cezalandırılması lazım. Başka bir şeyi vatandaşı cezalandırmak gibi dindarı da cezalandıracaksın yani. Anayasa olması lazım buranın sınırları içinde bütün dini vecibelerini özgür olması lazım dindarların.

Soru: Peki 50 yıl içinde Türk dünyası genel bir ittifak genel bir kardeşlik, genel bir bütünleşme ve içte birlik siyasi olarak başka bir ülkeler açısından değil de, yani bir barışçı katkı olarak bütün Türk dünyasında. Yusuf Akçuraların’ların dediği gibi dilde fikir işte birlik mümkün müdür? Rahmetli Özal buna gayret etti. Mümkün müdür?

Muhammed Salih: Mümkündür. Çok mümkündür daha önce olacaktı.

Soru: Neler yapmak lazım başta bununla ilgili

Muhammed Salih: Bizim devletlerimizde her şeyden bu şuurdaki iktidarların gelmesi lazım. Bizim Türk cumhuriyetlerinde ve Türkiye’de yani bu devlet siyaseti olması lazım. Tek Türk, bizim gibi Aydınlarla konuşmasının bir manası yok. Eğer bu devlet siyaseti olmasa yani bir Türkçü devlet olsa diyelim ki Özbekistan da Türk birliği uysun gerçekten, her şeyini ortaya koyacak bir iktidar gelirse onlarda harekete başlar. Ama biz bu hareketi Türkiye’den hep bekledik. Ama Türkiye de kendi iş problemlerle uğraşarak maalesef Özal’dan sonra durdu.

Soru: Şimdi tarihe baktığımız zaman aslına bakarsanız Türk dünyasının kültürünün kaynağı Anadolu’daki Türklerin kaynağı hep Orta Asya, yani her şeyimizi ve kendimizi Orta Asya’daki köylere gittiğimiz de görüyoruz.

Muhammed Salih: Evet görüyoruz.

Soru: Fakat Türkiye Osmanlı ve Selçuklulardan itibaren hep burada Anadolu’da bir bütünlüğünü korumuş. Nedense Orta Asya emirliklerinde, hanlıklar hep parça parça ve son 150 yıldan sonra genellikle bir Rus hegomonyasının değişik adları altında ve hemen kültürel anlamlara baktığımız zaman hem de bir arada yaşama ve hem de düzenini sağlama konusunda Ruslar var. Niye Orta Asya Anadolu’daki Türkler gibi kendini bir bütünleştirememiş kendi ittifakını sağlayamamış bunun kültürel ve siyasi sosyal kodları nasıl görüyorsunuz?

Muhammed Salih: Bunu ben toplumsal, siyasi, iktisadi ya da global gösterecek faktörlerden daha ziyade manevi faktörlerde arıyorum. Çünkü bence maneviyat belirleyicidir. Maneviyat Özbek han Muhammet Şeybani’den sonra biz bozulduk.

Soru: Şeybani hangi dönemde yaşadı.

Muhammed Salih: Şeybani Babür şahı yendi. O da  kaçarak Hindistanı kurdu. Sonra Özbek merkezileşen bir devlet kurabildi ama yaşamadı. 60-70 yıl sonra dağıldı. Ve bizim imanımız çok zayıf. Bence öyle bunu tarihçiler kabul etmeyebilir, benim fikrim bu bunun altında bizim maneviyatımız yatıyor ve zayıflaştı. Devletlerimiz parçaladı yani hem İslam hem bütün bu şeyler görmediğimiz değerleri biz hiç kaide almadığımız değerler aslında değerlerdi. Yani manevi değerlerimizdir unuttuk. Ve ahlakımız ve devletimiz bozuldu . Bunu çok insanımız için böyle düşünüyorum. Hem sosyal ve ekonomik bütün şeylerin sayıyorsunuz, Maneviyatı ihmal  ediyoruz. Maneviyat önemli.

Soru: Şu an Türk dünyası için Çin’i bir tehdit olarak görüyor musunuz? Çin’in gelişmesi yoksa gelişebilir mi?

Muhammed Salih: Bugün en büyük tehdit Çin. O yüzden ben diyorum ki her şeyden önce bu Türkler birleşmesi lazım. Slavlarla bir blok Türk-Slav bloğu oluşturmamız lazım. Diyordu ya bu geçen Çin Seddine kadar geçen coğrafya var. Fantazi değil ve bunun çok sulandırdılar ama yine de burada yaşıyoruz hala.

Soru: Yeni Özbekistan yönetimine tavsiyeleriniz nelerdir. Yani buradan baktığımız zaman genelde nasıl görüyorsunuz?

Muhammed Salih: Bugünkü Kerimov sistemi değiştirmedi başka biri geldi. O daha ılımlı daha şey.

Soru: Galiba iyi mesajlar verdi.

Muhammed Salih: Evet evet iyi mesajlar veriyor ama sistem değişmedi. Rejim değişmedi ve kadroları  hiç değişmedi onların yerlerini değiştirdi.

Ama yönetim stili, üslubu ve devlete bakış açısı ve Sovyetik, yobazlık hala devam ediyor maalesef şimdi yönetimde ben doğrusu İnkılabı bir şey beklemiyorum.

Soru: Peki demokratik İnkılap kolay mı Orta Asya da ki devletlerle o yapılarda tarihsel geçmişlere baktığımız zaman zor değil mi orada demokrasinin yerleşmesi?

Muhammed Salih: Böyle bir şey zor değil Mit var yani biz demokrasiye hazır değiliz biz çok geriden kalmışlar bu laf öyle değil. Ben bunun böyle olmadığını Çekoslovakya döneminde gördüm. Yani 1988-90  hareketimizde insanlar o kadar açtır fikirlere hemen kabul etmeye demokratik bölge idik biz. Biz milyonlarca insan çıkıyordu sokakta bundan bir şey bırakmayın dersen tertemiz yapıp çıkıyor geliyorlardı. Yani bu insanlardan sonra 10-20 ton çöp alması lazım ama bunu yapıyorlardı. Çok şuurlu insanlar yani.  Ve yine bir şeyi mesela ben seçime girdim.  Bizim 65 bin dolar paramız vardı kasada partinin kasasında,

Soru: Bu bağışlarla toplanan paralar mıydı?

Muhammed Salih: Evet dostlar geldi. Amerikalılar geldi ve Türkler geldi. Onların bıraktığı partiye yardım amaçlı paralardı. Bağış, başka bir şey yok. Yani insanlar kendi paralarını ve Kerimov’da bana seçim için ayrılmış bütçeyi veremedi. Bize bir bahane buldu ve vermedi. Bir kuruş vermedi.

Soru: Kerimov size başkanlık teklif etti değil mi

Muhammed Salih: Yok o seçimden sonraydı. Ve bu seçimde sadece 13-15 dakika ben konuşma yaptım yerel kanallarda. Her gün 4-5 saat konuşuyordum kendisi bana rakipti. 13 dakika verdim. Ona rağmen ben harıl harıl çalıştım. % 52 oy aldım. Kazandım seçimi. Yani bu demek halk demokrasiyi çok hazırdı. Yoksa benim gibi bir yoksul hiç parası yok. Çünkü ben hırsız değildim. Dürüsttüm Ruslara karşı asıl savaş verdim. Bağımsızlık savaşını biz kazandık her şeyden önce. Ben yaptım bazılarını ben yazdım. Ona oy verdik halk. Eğer demokrasiye falan hazır değilsen olmazdı. Bugünde öyle %99 olurdu. Olmazsa mutlaka yine bana oy verirlerdi.

Soru: Peki mesela Özbekistan’da sizin desteğiniz oluşabilecek demokratik refom, demokratik yapılanma Rusları ürkütmez mi, Ruslarla ilişkileri nasıl geliştirmek lazım, kanaatiniz nedir?

Muhammed Salih: Ruslarda aslında benim anti Rus siyasetimi, Sovyet döneminde ben Ruslara karşı açıkça yazdım konuştum, ama şimdi bağımsızlığımı kazandığımda bizim Ruslarla aramızda herhangi bir problem yok. Biz özgürlüğümüz kazandık, bağımsızlığımı kazandık Biz hep dostani ilişkilerimiz biz hep dostani ilişkiler taraftarı oldum Ruslarla. Milliyetçi, ırkçı ya da Rus karşıtı değilim. Bu gün ben Müslümanım ve bakış açım siyasetçi olarak liberal özgürlükçü bunu Ruslar biliyor. Ruslarla aramızda hiçbir şey yok.

Soru: Hatta bölgenin toparlanması açısından sizin gibi insanlara ihtiyaç var bölgenin.

Muhammed Salih: Yani ben olmasam da ben isterdim benim gibi biri gelsin.

Soru: Mesela Türkiye’nin Şangay zirvesine katılmasına Orta Asya aydını olarak nasıl  bakıyorsunuz. Türkiye Şangay 5’lisinden bir fayda edebilir mi? Demokratik standartlar gereği. Ekonomisi açısından ya da kendi opsiyonlarını çoğaltması açısından nasıl etkilenir.

Muhammed Salih: Bu bir şey olmaması lazım. Başka bir bloğa karşı hareket ya da aksiyon şeklinde olmaması lazım. Bütün artı ve eksileri iyi hesaplamak lazım. Eğer Türkiye’nin ve Türk dünyasının faydasına olursa neden olmasın. Biz şeye mahkum değiliz. Avrupa’ya mahkum olmamız lazım. Sırf bunu yapmak içinde karşı jest olarak bu doğru olmaz tabii. Avrupa’ya bizim iyi olmamız lazım mümkünse bütün dünyaya iyi olmamız lazım ama menfaatlerimiz için ne gerekiyorsa onu yapmak lazım.

Soru: Sayın başkan özel mesaj vermek ister misiniz. Benim aklımdan geçen tabii sizin demokrasi mücadeleniz çok önemli idi. Sivil toplum mücadeleniz Özbekistan’da önemli idi tabii size en büyük desteği merhum Turgut Özal verdi.

Muhammed Salih: Evet. Daha doğrusu verecekti ama, söz vermişti Elçi beyle anlaşmıştı bizi destekleyeceğimizi ama o vefat etti. Kaderin cilvesi Özal’ın vefat ettiği saat 20. 30 da randevumuz vardı. Ben hapiste iken o Taşkent’e gelmişti Turgut Özal. Ben 10-15 gün sonra geldim.

Soru: Turgut Özal’in öldürüldüğü kanaatinde misiniz

Muhammed Salih: Böyle bir tahmin var ama ben elimde belge olmadığı için sadece şüphe var.

Soru: Türk birliğinden bahsettiniz hocam, Türk birliğini gerçekleştirirken ekonomik, kültürel sosyal ne tür politikalar belirlemeliyiz önceliğimiz ne olmalı?

Yani ortak tarih nasıl oluşturabiliriz.

Muhammed Salih:  Bütün cephelerde birleşmek lazım yani. Toparlayarak söylesem Türk  konfedaral devletler yapılabilir hatta. Ama ilk önce tabii iktisattan başlamak lazım.

Soru: Konfederal devletlere Kürtler katılabilir mi?

Muhammed Salih: Katılabilir. Ortadoğu’daki Kürtler olabilir. Kürtler Turanlar.

Soru: Ermenistan bile katılabilir.

Muhammed Salih:  Ama öncelikle herşeyden önce Türk birliği olacak. Katılabilecek etnik gruplar olsa katılabilir.

Soru: Bir zamanlar Ruslar gözlemciydi zaten. İlk rahmetli Turgut Özal bu dediğinizi acele de olsa yapmaya  kalkışmıştı.

Muhammed Salih: o zaman ortam çok müsaitti. Bugün gene çok ayrışma başladı. Böyle bir entegrasyon genelde herkeste kafasında vardı. Ve Özal’da onu yakalamaya çalıştı. Her şeyi anlamamıştı Özal . Ama onda bir şey vardı. Bir şeyler yapmak lazım olduğunu biliyordu. Derdi vardı. Ama ben onu Türkçülük biri diye düşünmüyorum. Böyle bir entegrasyon böyle bir siyasetçi olarak tabii Türkeş’in katkısıydı onda başka bir vizyon vardı. O da iyiydi yani. Ama Özal’ın 6-7 aylık teşviği bile Özbek halkında Türklük bilincinin uyanmasına yetti.

Soru: Peki bu Fetö’nün okulları Orta Asya’da okullar açtı sizin zamanınız da açmıştı. Şimdi bu okullarda aslına bakarsanız, Türkçeyi öğrenen ve Türkiyeyi seven bir sürü islami ve Müslümanlığı öğrenen ve kimliği gençler yetişti. Ancak büyük resimde Türkiye’de ki paralel yapılanmanın maalesef parçasıydı. Fakat sonrada bu yapıdan ilk başta Ruslar rahatsız oldu dolaylı Amerikan kontrolünde olduğundan dolayı. İlk sorum şu FETO okulları faydası var mıydı ilk dönemlerde  Sovyetlerin yıkılışından sonra gelen 15-20 yıl sonra sizin için bir faydası oldu mu gördünüz mü Türk dünyası açısından?

Muhammed Salih: Mutlaka oldu. En azından Türkçeyi öğrettiler. Türkçe bir kaynaşma oldu. Türkçe konuştular, Türkçe şarkı söylediler. Şu festivaller falanda çok iyi oldu. Bunun şeyle alakası yok. Devleti ele geçirmek olmasaydı bu en güzel şeydi.

Soru: Peki bu okulların yerine ne yapmak lazım.

Muhammed Salih: Devlet alması lazım. Devlet bunu devam ettirmesi lazım. Devlet bunun sistemini ele alması ve devam ettirmesi lazım. Okulları kapatmaması lazım. Devlet yönetmesi lazım. Aynı kalitede ama , çok yüksek ama okul şeyleri. Hatta onları da orada bırakabilir. Öğretmenleri atmamak lazım, Devlet maaşını versin çalışsın yani. Eğer bunları tasfiye ederlerse çok şey kaybederiz.

Soru: Peki siz bu FETO okullarının Amerikan çıkarlarına ya da CIA çıkarlarına  hizmet ettiği kanaatinde miydiniz ilk kurulduğundan beri.

Muhammed Salih: Ben onu bilmiyorum ama mutlaka CIA’de çalışmış şeyleri vardır. Bu demek bunları tamamen tasfiye etmek değildir. Mutlaka öyledir. Çünkü Amerika bu gibi hareketlerden hep yararlandı ve yararlanmaya devam edecektir. Biz buna şaşırmamız lazım.

Soru: Özbekistan’da bunları ilk Kerimov kapatmıştı değil mi? Amerikan gerekçesiyle mi kapattı?

Muhammed Salih: Kerimov dini açıdan kapattı. Bu gençleri dindar yapacak, beni devirecekler diye

Soru: Ama sizde dahilsiniz değil mi? Sizin ekonomi gücünüz olmadığı için sizin çocuklarınızı almamışlardı galiba.

Muhammed Salih: Ekonomik gücüm değil muhalif olduğun için.

1990’da milletvekili idim ama muhalif fraksiyonun başkanıydım. Kerimov benim okullarımı kapatmasın diye benim oğlumu kabul etmediler.  Ve bunu da her yerde söylediler. Okullara oğlunu kabul etmedik diye.  Ama yine Allah onu ( Fetöyü) buradan kovdu.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.