Öztürk Yılmaz, Orta Doğu’dan AB’ye Türk Dış Politikasını Değerlendirdi

Türk dış politikası son dönemde gerek Orta Doğu’da yeni oluşan yapılar gerekse Batı ile ilişkilerindeki krizlerle yeni bir süreçten geçmekte. Kıbrıs müzakerelerinin devam etmesi; ama Türk tarafının istediği şekilde sonuçlanmaması da son günlerde dış politika gündeminin ana başlıklarından birisi olarak öne çıkıyor.

2013 yılında Musul Başkonsolosu, 2015 yılında Tacikistan Büyükelçisi olarak görev yapan ve Ardahan Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) giren Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz, Türk dış politikasının son durumunu TÜRKSAM için değerlendirdi.

Irak’ta yaklaşan referanduma ilişkin bir çalışma olmadığını kaydeden Yılmaz, Avrupa Birliği (AB) ile ilişkiler hakkında da değerlendirmelerde bulundu. Kıbrıs konusunda da açıklamalar yapan Öztürk’e göre Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), dünyayı gezerek tanıtılmalı.

Öztürk Yılmaz'ın TÜRKSAM'a açıklamaları şöyle...

Türkiye’nin Son Dönemdeki Orta Doğu Politikası

"Türkiye’nin Orta Doğu politikasında çok boşluklar vardır. Irak’taki gelişmelere çok uzun bir süre müdahale edilememiş, edildiği zaman da çok geç olmuştur. Bir de Türkiye eksenin hep farklı ve ters yönünde bulunmuştur. Şu anda Irak’ta IŞID sonrası bölümle ilgili stratejiyle ilgili bir planı elinde yoktur. Ayrıca 25 Eylül’de Bölgesel Kürt Yönetimi bağımsızlık yönünde karar aldığını ve bağımsızlık referandumuna gideceğini söylemektedir, onunla ilgili bir çalışma yoktur. Yani İran’ı, Bağdat’ı, Ankara’yı bir araya getirecek ve bu konuları bir şekilde görüşebilecek bir platform henüz yaratılabilmiş değildir. Diğer taraftan Suriye’de bölünme devam etmektedir. Yeni bir yapılanma ortaya çıkmakta, ona ilişkin herhangi bir siyasi müdahale göremiyoruz. Türkiye esasen Orta Doğu’daki alanı önemli ölçüde kaybetmiştir. İsrail-Filistin meselesinde de sürekli önce üst perdeden konuşuldu ama şuanda görüyoruz ki, Filistinliler arası çatışmaya da anlaşmazlığa da Türkiye Hamas tarafında yer alarak taraf olmuştur. El Fetih biraz kenara itilmiştir. Ayrıca Filistinleri bir araya getirip onlara yardımcı olup bir bütün halinde Filistin tarafını İsrail karşısına oturtup iki devlet bir çözüm çerçevesinde bir müzakere zemini hazırlanmasına yardımcı olma konusunu da esasen hükümetin çok fazla önemsediğini görmüyoruz. Katar’da bazı gelişmeler olmuştur. Suudi Arabistan konusunda da Katar’ın yanında yer alınmıştır. Halbuki Araplar arası itilafta biraz mesafeli kalmak bu tartışmaların bir tarafı değil bu tartışmaların üzerinde yer almak ve müracaat edilen kişi veya devlet haline gelmek önemliydi; ama taraf olunmuştur. Taraf olununca da bu defa ister istemez Katar’ın karşısında yer alan ülkelerle şu anda ciddi güven sorunları yaşıyoruz. AKP, sorunları çözmek yerine yeni sorunlar eklemektedir.

Türkiye ve AB ilişkilerinde Son Durum

Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkiler bir ego yarışına dönüşmüş durumdadır. Özellikle 16 Nisan referandumu öncesi bazı AKP’lilerin, Almanya’da referanduma katılmak istemeleri, referandum çalışmalarına, evet kampanyalarına katılmak istemeleri üzerine Almanya’nın bazı engellemeleri olmuştur. Onun üzerine Türkiye’de Almanya’dan gelen parlamenterlerin İncirlik Üssü’ne girişlerine yasak koymuştur. Daha sonra Konya’daki NATO Üssü’ne yasak koymuştur. Gördüğümüz şudur; esasen bunlar hiç olmayabilirdi. Almanya sonuçta önemli bir ülkedir, Türkiye’nin hassasiyetlerini azami bir ölçüde riayet etmek zorundadır.  Yani büyük bir devlet olması Türkiye’nin hassasiyetlerine riayet etmeyeceği anlamına gelmemektedir. Kaldı ki, Türkiye daha büyük bir ülkedir. Şunu bilmemiz lazım; realist olalım. Almanya Avrupa Birliği’nin motor gücünü elinde bulundura ülkedir.  Bu dönemde AB sürecinde kutlamalar yapılmış, 2005 yılında çok kötü bir müzakere çerçeve belgesi imzalanmıştır. Yol yürümek için değil, yolda tökezlemek için bir belgeydi. Gelinen aşama itibariyle Kıbrıs üzerinden Türkiye vuruldu, Ege Adaları, Yunanistan üzerinden vuruldu. Sözde soykırım üzerinden Türkiye vuruldu. O dönemde marjinal gruplar sayı olarak azınlıkta bulundukları için Türkiye’nin önüne koyabilecek dosyalar üzerinden Türkiye’nin üzerine gitmişlerdir. Zaman geçti bu defa marjinal gruplar Avrupa’da hükümet olmaya başlamışlar bu defa da gerçek yüzleri ortaya koymuşlar ve Türkiye’yi istemiyoruz demişlerdir. Bu onların açısından değerlendirdiğimiz zaman…

Diğer taraftan Türkiye içeride otokratik bir eğilime evrilmiştir. 16 Nisan referandumuyla Türkiye'de demokrasinin kurumsal olarak beli kırılmıştır. Hukukun üstünlüğü aşındırılmıştır. Yani Türkiye hiç arzu etmediğimiz şekilde demokrasi ekseninden, daha otokratik, daha tek adam rejimine doğru bir evrilme göstermiştir,. Şimdi de bunu gerekçe olarak görmektedirler. Türkiye'nin bu tür malzemeleri vermemesi lazımdır. Güçlü olabilmesi için kendi milli siyasetini, kendi öz siyasetini yapıp sahaya inmesi lazım ama onu da yapamaktdır. NATO'ya kızıyor, diyor ki; Şangay'dan taraf olabiliriz. Peki, Şangay bizim oluşturduğumuz bir örgüt mü? Hayır... Peki bir bakıyorsunuz, Avrupalılar ile sorun yaşıyor, Orta Doğu'ya yanaşmaya çalışıyor. Yani şunu yapamıyor; ben bütün olayların ve gücün merkeziyim. Ben imparatorluk kurmuşum, tecrübe elde etmişim, ben merkezim diyemiyor. “Merkezim” diyemeyince de bu defa, sürekli kenarda kalıyor veya ters bir noktada kalıyor. Merkez olabildiği ölçüde, merkez olmaya karar verdiği ölçüde, bütün olaylar Türkiye'nin istediği şekilde, önemli ölçüde gelişebilir ama taraf olduğu zaman, başkalarının oyun planına uyduğu zaman, bu Avrupa Birliği olabilir, Rusya olabilir, Orta Doğu olabilir, Çin ile ilişkiler olabilir, NATO ile, Şangay ile... Neresi olursa olsun onlara, onlarla ilgili sürekli bir taraf olma veya taraflıktan kaçma ama yine bir taraf olma, sonuçta bir taraf olma kompleksinden kurtulmadığı ölçüde olayları yönetemiyor. Bu gün Avrupa Birliği'ne rest çekiyoruz, ama Avrupa Birliği ile müzakerelere diyoruz ki; onlar durdursun. Peki, müzakere edebiliyor muyuz? Onu da edemiyoruz. Bu AKP'nin klasik devlet anlayışına dönüştü. Yani; kriz yaratmak, kriz içerisinde güçlenmek veya krizi faydaya çevirmek.

Dışişleri Bakanlığı’nın Artık KKTC'yi Tanıtması Gerekiyor

Kıbrıs konusunda çok emek sarf edilmiştir. Bizim Dışişlerimiz, Genelkurmayımız, Türkiye'nin bütçesi, Türk halkı, Kıbrıs'taki bizim kardeşlerimiz, yıllarca bu önemli konuda emek sarf etmişlerdir. Müzakereler 40 yılı aşkın bir süre devam etmiş ve bir sonuç alınamamıştır. Biz şahsen artık bu müzakerelerin devamının KKTC'nin oyun alanını iyice daralttığını görüyoruz. Bundan kurtulma zamanı gelmiştir. Hep alternatifler ortaya çıkar. Eğer bu defa çözülemezse, bu altın fırsat da kullanılamazsa, alternatifler ortaya çıkar deniliyordu. Buyursunlar, çıkarsınlar, ben bugün önerilerde bulundum. Diyorum ki; Dışişleri Bakanlığı’nın artık KKTC'yi tanıtması gerekiyor. Dünyayı gezip tanıtması lazım. Siz sürekli ben çözeceğim dediğiniz zaman, İngilizi Amerikalısı, Pakistanlısı inanır mı? Niye istesin? Siz sürekli Mısır'dasınız ve çözüm istiyorsunuz. Bir taraftan da deseniz ki ben tanıtmak istiyorum, niye inansınlar? Tanıyacakları devlet yarın birleşecek ise o zaman ne önemi var tanıtmanın?

Gerçekçi olalım. Bu olmuyor. Şimdi tanıtma zamanı. Bir güzel temsilci atansın. Ayrıca Birleşmiş Milletler adadaki barış gücü varlığı sanki çatışma varmış gibi Türkiye'ye olumsuz yansıyor. Bu barış gücünün görev yönergesinin artık sonlandırılması gerekiyor. Üçüncü konu da Maraş bölgesidir. Kapalı Maraş'ın idaresinin artık Türkiye, KKTC yönetiminde bir şekilde düzenlenmesi lazım yoksa “Hayalet Şehir” deniliyor. “Türkler buraya girişi engelliyor. Hayalet şehir oldu” diye propaganda, sergiler yapılmaktadır. Bunlara hiç gerek yoktur. Sonuçta bir harekat olmuş o harekat sonucunda bir toprak ve nüfus Rum işgalinden kurtarılmış, özgürleştirilmiştir. Buna sahip çıkmak da bizim namus borcumuzdur. Bu konuda da herkesin ittifak içerisinde olması gerekir."

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.