Coşkun, Konya esnafından mütedeyyin, muhafazakâr, oldukça esprili, kendi halinde bir kadayıfçının oğluydu. Aile kendi yağıyla kavrulmakta, kadayıfın altını da üstünü de kızartmakla meşguldü. Fakat Coşkun yaşadığı hayattan hiç mutlu değildi. Gözü hep dışardaki güç ve zenginlik âlemindeydi. “Değişelim, büyüyelim, biz de güçlü ve zengin olalım” diyerek sık sık babasıyla kavga ediyordu. Babası ise “çok laf yalansız, çok mal haramsız olmaz, kanaatkâr olup halimize şükredelim.” diyerek sürekli ona telkinde bulunuyordu.
 
Fakat İstanbul’un saltanatı, debdebesi ve parlak neonları onu çağırıyordu. Coşkun dayanamadı ve bir gün pılıyı pırtıyı toplayıp evden kaçarak İstanbul’a geldi. Kasımpaşa, Beyoğlu, Üsküdar derken İstanbul’un Politika mahallesine mitili serdi. İstanbul’un göz kamaştırıcı dünyasına dalıp hovardaca yaşamaya başladı. Artık parası pulu da vardı. Yediği önünde yemediği arkasındaydı. Tek gecelik ilişkileri çok sevmişti. Alan razı veren razı, kimse hesap sormuyor, üstüne kalan falan da olmuyordu. Her gün bir genç kızı ayartıp kandırarak yatağa atıyordu. Gönülsüz olanların içkisine ilaç katıp onları da öyle hallediyordu. Ne uçan ne kaçan elinden kurtulabiliyordu. Bu yüzden Politika Mahallesinde adı Tecavüzcü Coşkun’a çıkmıştı.
 
Fakat Coşkun’un gözü hep mahallenin kızlarındaydı. Mahallenin tek horozu olabilmesi için mahallede kendisine pek yüz vermeyen mazbut kızlarını da mutlaka ayartmalıydı. Önce mahallenin Batı kültürüyle serbest yetişmiş, zengin ve havai kızı Liboş’u gözüne kestirmişti. Liboş herkesle iyi geçinen, hayattan zevk almasını bilen, cilveli bir kızdı. Kültürlü kibar delikanlılardan çok hoşlanırdı. Bu Coşkun magandasıyla ne işi olabilirdi ki.
 
Fakat Coşkun işi biliyordu. Doğru zamanı bekliyordu. Mahallede yaşanan ekonomik sıkıntılar nedeniyle canı sıkkın bir halde parkta oturan Liboş’a yanaştı ve sohbete başladı. Liboş’a Paris’ten, Londra ve Berlin’deki medeniyet ve yaşam tarzından bahsetti. Mahallenin en önemli sorununun ayağı postallı eli silahlı geri kafalıların olduğunu, bunların vesayetinden kurtulmak gerektiğini, Avrupa’nın fettan kızlarıyla çiftleşmek gerektiğini anlatıp durdu. Coşkun konuştukça Liboş’un can sıkıntısı geçiyor, keyfi yerine geliyordu. “Maganda filan ama beni iyi anlıyor. Bu keresteyi biraz terbiye edip yontarsam ayı gibi güçlü bir sevgili yaparım.” diye geçiriyordu içinden. Liboş’un gerekli kıvama geldiğini anlayan Coşkun sohbete kendi evinde birer drink alarak devam etmeyi teklif etti. Liboş az biraz nazlandı ama sonunda kabul etti.
 
Birlikte Coşkun’un evine gittiler. Bu arada zuladan muhafazakâr model kadehini çıkartıp Avrupa malı, demokrat marka viskiden iki tane doldurdu. Cebinden çıkardığı özgürlük-demokrasi-sivil toplum hapını Liboş’un kadehine çaktırmadan atıp karıştırdı.  İlaçlı viskiden birkaç yudum alan Liboş özgürleşip iyice gevşemişti. Coşkun bir süre sonra odanın sıcaklığını bahane ederek, “Güzelim, sıcaktan bunaldık, biraz rahatlayalım.” deyip üzerindeki milli görüş marka gömleğini çıkarttı. Liboş artık hazırdı. Cilveleşmeye başladılar. Bir süre sonra zevkten dört köşe olan Liboş Hatun bağırıyordu. “Yetmez ama evet!.. Yetmez ama evet!...
 
Sabah olduğunda Liboş kandırılıp iğfal edildiğini anlamıştı ama olan olmuştu bir kere. Coşkun yatağın ucuna bir not bırakıp gitmişti. “Tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna. Muhafazakar Demokrat Coşkun.”
 
(Yarın “Fetoş” ile Devam Edecek…)
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.