İstanbul
Kısa süreli hafif yoğunluklu yağmur
Aradan epey bir zaman geçmişti. Coşkun aranıp duruyordu ağlarını örmüştü ama düşen yoktu. Aklına mahallenin hafif meşrep ama hırçın kızı Abdoş geldi. Hava kararıp işret saati geldiğinde sokağa çıktı. Abdoş’un her zaman çalıştığı İmralı sokağının köşesine doğru ağır ağır yürüdü. Abdoş Coşkun’u görünce biraz şaşkın biraz çekinerek “sen burada ne arıyorsun gülüm?” diye sordu. Coşkun Abdoş’a “Yahu senin bu haline çok üzülüyorum. Bir Amerikan bahriyelileriyle oluyorsun, bir Hitlerin çömezleriyle. Bir bakıyorsun Rum’la, bir bakıyorsun İngiliz’le. Seninkisi de hayat değil yani. Gel seni kucağıma alıp eve götüreyim. Bak, kan revan pislik içindesin. Seni hamamda bir güzel yıkayıp temizlerim, karnını doyururum, sıcak yemek sıcak döşek görürsün. Ne bu her gece dağ başlarında iş tutacağım diye aç biilaç titreyip duruyorsun. Gel Abdoş’um bitanem, açılım yapalım, güzelleşelim.” Dedi. Abdoş bir an düşündü. “Her gün başka biriyle olmaktansa bu Coşkun’un kapatması olayım daha iyi. Bani mahallede itibarlı yapar bari.” diye içinden geçirdi. Abdoş “Tamam ama iki şartım var.” dedi. Coşkun merakla sorunca Abdoş “Evde kendime ait özerk bir oda isterim, ayrıca ana dilimde konuşurum.” dedi. Coşkun “ben senin için kuş dili dahil 32 dilde bile konuşurum, seni Oslo’ya bile götürürüm. Sana evin bir odasını da veririm, özerk özerk yatar uyuruz orada.” dedi.  Bu sözler Abdoş’un içini gıcıklamıştı. “Tamam ama keleşimi bırakmam.” dedi Abdoş. Coşkun Abdoş’u koluna takarak birlikte eve doğru yürüdüler.
 
Fakat mahallenin en mazbut kızı Asena onları pencereden görmüştü bir kere. Asena avazı çıktığı kadar bağırmaya, mahalleyi ayağa kaldırmaya başladı. “Bu Coşkun şerefsizi Abdoş’la görüşüyor, mahallemizin ahlakını, birlik ve beraberliğini bozuyor. Coşkun sana söylüyorum çabuk o oro…yu bırak, onunla konuşma, müzakere etme, iş tutma sakın. Hemen evine git.” Diye bağırıyordu. Coşkun Asena’dan korka korka hızla karanlık sokaklardan koşarak gizli gizli Abdoş’u eve attı.
 
Coşkun hemen Abdoş’u hamama sokup temizledi ve masayı kurdu. Viskileri hazırladı. Abdoş’un kadehine bu defa demokratik özerklik-Türkiyelileşme ilacından atıp karıştırdı. Kadehler kalktı ve “Nevroz’a” diyerek tokuşturup fon dip yaptılar. Bu arada müzik setinde Şivan’la İbo “Megri Megri” diyerek düet yapıyorlardı. İkisi de barış, kardeşlik ve demokrasi ortamında iyice gevşemişti. Abdoş arada keyfe gelip keleşiyle tavana ateş ediyordu. Coşkun Abdoş’un elinden tutarak odasına götürdü. “Bu oda artık sana ait, burada özerk olacaksın, bu yatağı da Kandil’den senin için getirttim, bak ne kadar yumuşak ve rahat. Bir deneyelim istersen.” dedi. İlacın ve alkolün etkisiyle kendinden geçen Abdoş kan ve ihanet kokulu bedenini Coşkun’a teslim etti.
 
Sabahın geç saatinde uyanan Abdoş yataktan kalkıp salona doğru yürüdü. Bir de ne görsün. Coşkun birlikte oturdukları masayı devirmiş, ortalığı dağıtmış. Kapıya da polisler dayanmış. Coşkun polislere Abdoş’un kendisini kandırdığını, sarhoş edip zorla tecavüz ettiğini, evin bir odasında özerklik ilan edip odaya el koyduğunu anlatıyor, “ben bu eli silahlı hafif meşrep kadından şikâyetçiyim, alın götürün! ” diye bağırıyordu. Polisler Abdoş’u götürürlerken Abdoş arkasını dönüp Coşkun’a “Yine beni kandırdın, ben de senin geçtiğin yollara hendek kazıp patlayıcı döşeyeceğim, canlı bomba olup kendimi de senide patlatacağım, görürsün sen!” diye tehdit ediyordu.
 
Aradan birkaç gün geçmişti. İyice abaza kalan Coşkun bu defa gözünü mahallenin mazbut ve ağır kızı Asena’ya dikmişti. Ancak Asena’yı kandırıp yatağa atmanın o kadar kolay olmayacağını iyi biliyordu. Çünkü Asena ona Abdoş’la Fetoş’la iş tuttuğu için kızıyordu. Günlerce takip edip peşinden koştu.
 
Coşkun bir gün Asena’ya durakta otobüs beklerken rastladı. Asena’nın yanında seksen-doksan arkadaşı vardı. Belli ki hep birlikte komşu mahalledeki arkadaşlarının altın gününden dönüyorlardı. Uzaktan Çankaya-İktidar güzergâhından geçen otobüs görünmüştü. Otobüs durağa yanaştığında kapı açıldı. Muavin Kemal Asena’ya seslenip “Asena gel beraber gidelim, istersen otobüsün şoförü de sen ol.” dedi. Asena’nın arkadaşları hevesle tam otobüse binmeye hazırlanırken Asena hışımla onlara çıkıştı. “Bu otobüste Abdoş’un arkadaşları da var, ben bu otobüse binmem!” diye höykürdü. Otobüs kapıyı kapatıp hızla uzaklaştı.
 
Birkaç saat diğer otobüsü beklediler. İkinci otobüs durağa yanaştı ve kapısını açtı. Şoför Serok Ahmo “Haydi binin, acele edin, yoksa dışarıda kalırsınız” diye seslendi. Tam bineceklerken Asena şoföre hitaben; “İndir Bilal’i, bindir bizi.” dedi. Şoför Serok Ahmo sinirlendi. “Bilal’i indirmem seni de bindirmem.” dedi ve tam kapıyı kapatacakken Asena’nın arkadaşlarından Tuğroş otobüse son anda atladı. Hemen Şoförün yanındaki boş koltuğa kuruldu. Asena ona çok bozuldu ama otobüs artık hareket etmişti. Arkadaşları iktidar otobüsünü kaçırmalarından dolayı Asena’ya içten içe kinlendiler.
 
Bir süre sonra üçüncü otobüs göründü. Asena ve arkadaşları bu defa otobüsü durdurup binmek için sevinçle yola fırladılar. Fakat otobüs hızla durağa dalıp hiç durmadan yoluna devam etmişti. Asena’nın bazı arkadaşları otobüsün altında kalıp telef olmuşlardı. Sağlam kırk kişi falan ancak kalmışlardı. Kırk ellisi ise ciddi darbe almıştı. Kimisini Karacaahmet’e kimisini de Numune’ye kaldırdılar. Bunun üzerine arkadaşlarından Sinoş’la Meroş Asena’ya çıkışmaya başladılar. “Otobüse binmeyecektik madem, niye otobüs durağına getirdin bizi? Metro durağına ya da tramvaya gitseydik o zaman. Senin derdin ne? Neden otobüse binmekten korkuyorsun?” dediler. Grup homurdanarak dağılmaya, hatta isyanlara başlamıştı. Asena, arkadaşları kendisini dövecek diye çok korkup telaşlandı.
 
Coşkun için şimdi tam zamanıydı. “Asena’yı teselli ayağına hemen yanaşmalıyım.” diye düşündü. Asena’ya yaklaştı ve elini tutup başını okşayarak kulağına şefkatle fısıldamaya başladı. “Gel beraber otobüse binip benim saray gibi evime gidelim. Sarayım çok geniş, sana da yeter bana da, korkma seni bunlara yedirtmem.” dedi. Fakat Asena itiraz etti. “Senin sarayın çok karanlık, ayrıca sen Liboş’la, Abdoş’la, Fetoş’la iş tutuyorsun. Mahallenin namusunu, birlik ve beraberliğini hiç düşünmüyorsun.” dedi. Coşkun bütün sevimli ve şefkatli tavrını takınarak “Fetoş’u da Abdoş’u da artık terkettim. Beni kandırdılar. Onları mahalleden de kovacağım. Zaten birisi evime çatapat attı, diğeri de yollarıma hendek kazıp patlattı. Ben de Abdoş’un masasını, Fetoş’un oyuncaklarını kırıp dağıttım. Gel seninle Yenikapı’lar açalım, Ötüken’in bahçelerinde, yeşil çayırlarında koşalım, Ergenekon’da Nirvana’ya ulaşalım. Birlikte başaramayacağımız iş yoktur. Bu mahallenin namusunu birlikte koruyacağız, tapusunu yakında üzerimize alacağız.” diyerek Asena’yı tava getirmeye çalıştı. Hatta cebinden bir kâğıt çıkarıp Asena’ya gösterdi. “Bak bir evlilik sözleşmesi hazırlattım, sen de “evet” dersen bütün mahalle bizim olacak, sıcak, aşk dolu saray gibi evimizde birlikte yaşayacağız.” dedi.
 
Asena kızgın arkadaşlarının kendisini dövmek ve mahalleden kovmak için sopalarını hazırladıklarını çok iyi anlamıştı. Bir an düşündü. Mahallenin güçlü zorba kabadayısını arkasına alıp saray gibi eve saklanırsa kimsenin kendisine dokunamayacağını biliyordu. Bu yüzden durumu toparlayana kadar bir süreliğine Coşkun’la birlikte olabilirdi. “Tamam, bir süre takılalım bakalım.” dedi. Coşkun’un bir anda ağzından salyalar akmaya başladı. Geceyi iple çekiyordu.  Planını hızla yaptı. Asena’nın içkisine biraz Türklük biraz da vatan ve bayrak ilacı karıştırıp Arif Nihat Asya’nın Bayrak şiirini de okursa iş tamamdı. Aşkla şevkle kol kola girip, mehter marşı ve Çırpınırdı Karadeniz türküsünü birlikte terennüm ederek Coşkun’un evine doğru yürümeye başladılar.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.