Milleti anlamaya çalışan yok!

Herkes “ racon” kesme peşinde.

Yahu biz dedik ki bu millete güven verin.

Biz dedik ki iş adamları güvence istiyor.

Bunun neticesinde iş dünyasına güven verecek ne vaat ettiniz ki?

İş dünyası tedirgin, yatırımlar durmuş, projeler askıda, ihracat zayıflamış, dış ülkelerden ticaret yapmaya gelen yok, millet “ evime nasıl ekmek götürürüm” diye düşünmeye başlamış.

“Evime nasıl ekmek götüreceğim” diye düşünen insan, olaya ideolojik yaklaşmaz, tek başına iktidara kim daha yakın duruyorsa ona destek verir.

Muhalefet olmaya odaklanmış partiler, seçim meydanlarında “ iktidara geliyoruz” yalanını söylerken, bu halkın kendilerine inanmalarını nasıl bekleyebilirler ki? Böyle bir rüzgârın oluşmasına dahi vesile olamadılar.

Ve sonuç olarak halka kendilerini inandıramadılar da.

Bunu biz görebiliyoruz da siyasetçiler nasıl görememektedirler?

Doğru ya halkın arasına inmeyen siyasetçiler, halkın ne düşündüğünü nereden bilebilir ki?

Doğu’da HDP'ye oy veren mütedeyyin vatandaşta, MHP'ye dava olarak değil de seçmen gözüyle yaklaşan vatandaşta, katı laikçi olmayan CHP'li vatandaşta, iş dünyasında oluşan kaostan dolayı oyunu AKP'den yana kullandı.

Evet, bu insanların birçoğu, ne Recep Tayyip Erdoğan'ı, ne Ahmet Davutoğlu'nu, ne de AKP'nin politikalarını desteklemektedirler.

Seçim Sonuçları Açısından CHP

Burada CHP yönetimine ve özellikle Kemal Kılıçdaroğlu'na pek fazla eleştiri getirmeyeceğim.

Objektif bir şekilde olayı ele alanlar zaten bilmektedirler ki Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte CHP, jakoben laikçi, faşist, tek tipçi, egemen sınıf algısını yıkarak; partisini merkeze çekme çabasına girişmiştir.

Ülkemiz ve CHP açısından, Kılıçdaroğlu büyük bir kazanımdır.

Deniz Baykal yönetimi ile kıyaslanmayacak derecede, halkın değerlerine saygılı bir yönetim anlayışı mevcuttur.

CHP'nin en büyük eksisi, mütedeyyin Anadolu halkı tarafından, “ dinsiz, komünist, Allahsız” algısı ile algılanmasıdır.

Geçmişte CHP'nin tek parti zihniyeti tarafından mütedeyyin, milliyetperver ve vatanperver vatandaşlara karşı yapılan faşizan tutumlar, bugün hâlâ sıcaklığını muhafaza etmektedir.

Demem odur ki CHP'nin oy oranı, üç aşağı beş yukarı, hep aynı seviyede seyretmektedir.

En büyük kazanım, kutuplaştırmayan, ötekileştirmeyen, halkı ötelemeyen ve küçümsemeyen bir genel başkana sahip olmalarıdır.

HDP’nin En Büyük Hatası

HDP için 7 Haziran seçimlerinden sonra yazmıştık.

Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en yüksek oy oranını yakaladıklarını, bu tarihi fırsatı bir daha yakalama şanslarının olmayabileceğini, terör örgütü ile aralarına mesafe koyup, legal yolu seçmiş olan siyasilerin illegal bir terör örgütüyle ilişkilerini bitirip, nikâhı düşürmeleri tavsiyesinde bulunmuştuk.

Legal yolu seçmeyerek, halkın değerlerini hafife alarak, Kürtçü söylemler bir yana, Ermenici söylemlerde bulunan HDP, MHP'den sonra 1 Kasım seçimlerinin ikinci büyük kaybedeni ve hezimete uğrayanı olmuştur. MHP'de, HDP'de; çağı iyi okuyarak yeni politikalar geliştirip, tüm Türkiye'de ve dünyada söz sahibi olabilecek vizyona sahip bir konuma gelmelidirler.

Seçimin En Büyük Kaybedeni MHP

Elli yedi ilde sıfır çeken MHP, herkese kapalı olan bu politikalarda ısrar ederse bir dahaki gerçekleşecek olan genel seçimlerde meclise dahi giremeyecek konuma düşmeye mahkûm olacaklardır.

Biz demiştik ki Cemaat konusunda halkın karşısında konumlandırıyorsunuz kendinizi.

Halk Cemaat’e karşı büyük bir sempati beslerken, siz eksi kutuptaydınız. Halk şu an Cemaat ve Fetullah Gülen’e karşı büyük bir nefret besliyor ve siz Cemaat savunmasında canınızı siper eder bir şekilde, yine halkın tam karşısında konumlandırıyorsunuz kendinizi.

Bu yapılan hareketlerin hiçbirinin artı bir oy getirmeyeceğini, aksine mevcut oy oranının dahi erimesine yol açacağını belirtmiştik. Dinletemedik sözümüzü.

Ne Recep Tayyip Erdoğan, ne Ahmet Davutoğlu, ne de anket şirketleri AKP’nin bu oy oranlarına ulaşacağını bekliyordu.

Ortada bir başarısızlık, bir sorumlu aranıyor ise bu halk değil, bizzat muhalefet partilerinin kendileridir. Vatandaş siyasetçiye çözüm için oy verdiği hâlde, çözümsüzlük üretenler AKP'nin tek başına iktidara gelmesindeki en önemli aktördürler.

Bu yaşananlar muhalefet tarafından iyi okunmalı, ona göre teşhis konulmalı, reçete yazılmalı ve tedavi sürecine geçilmelidir.

Yarın yine birileri çıkarak, halkın teveccühünü, milli iradeyi aşağılayan sözlerini manşetlerine ve köşelerine taşıyacaklardır.

Bunlar, hükümet kanadını diktatörlük ile suçlayarak, en faşist tutumları sergileyenlerdir.

Dün ne yazdıysak, bugün de arkasındayız.

Lâkin demokrasi, benimsemediğimiz düşüncelere dahi saygı duyma sanatıdır.

Saygı duymayı bilmeyenler, kaybetmeye devam edeceklerdir.

Gün, başını eller arasına alıp, hatayı kendinde arama vaktidir.

Hatayı göremeyip, hata etmekte ısrar edenler, halkı aşağılamayı huy edinenler, tabela partisi olmaya mahkûm olacaklardır.

AKP seçmeni de diğer partilere oy veren vatandaşlara saygı duymayı öğrenmelidir.

Ne kadar yüzde 50 oy alınmış olsa da milli iradeye saygı demokrasinin kaçınılmaz gereğidir.

Kutuplaştırmanın, ötekileştirmenin, hiç kimseye faydası olmamıştır ve olmayacaktır da.

Saygı duymayı bilen, saygı görür.

Demokrasiye inananlar, seçmenin mesajını iyi algılayıp, bundan sonraki süreçte ona göre tavır almalıdırlar.

 

Yazının Dibi: İstanbul'da hâkimiyet kuramayan, Türkiye'de hâkimiyet kuramaz demiştik. Ne yazık ki bu konuda da haklı çıktık.

Selâm, sevgi ve muhabbet ile…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.