Osmanlı Devleti’nin manevi kurucusu Şeyh Edebali hazretleri Osman Gazi’ye nasihatinde ne diyordu;

“Ey Oğul!

Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana. Güceniklik bize; gönül almak sana. Suçlamak bize; katlanmak sana… Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana. Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana…’’

Edebali’nin bu nasihatinden feyiz alması gereken, bu nasihati iktidar olduğunda da, muhalefette kaldığında da yoluna ışık yapması gereken siyasi kurum hangisi? Elbette Milliyetçi Hareket Partisi. Bu gereklilik sadece nasihatin doğruluğundan kaynaklanmıyor. Zira Şeyh Edebali, Türklüğün yol başçısı ve Türk-İslam medeniyetinin büyük bir değeri. MHP’nin ilham ırmağını besleyen pınarlardan bir tanesi. Öyleyse, MHP gibi Türk milliyetçiliği fikriyatına ve Türk – İslam ülküsüne sahip bir partinin, Edebali gibi bir değerden feyiz almasını beklemek abesle iştigal olmasa gerek diye düşünüyorum.

Lâkin bugünün MHP yönetimi abesle iştigal olarak nitelendirebileceğimiz işler görüyor. Tuhaf bir durum hâkim MHP’de ve Milliyetçi-Ülkücü camiada. Mâlum, 1 Kasım’dan beri Ülkücülerin yüreği yangın yeri. 1 Kasım’da sandıktan çıkan tablo, MHP’de geniş bir yelpazede değerlendirilebilecek ve öteden beri hâkim olan eksiklik ve yanlışlıkların ağır neticesi oldu. Ülkücü tabanda, MHP’nin yaşadığı bu feci tufanın yaralarının sarılması için olağanüstü kongreden yana büyük bir talep var. İşte tuhaflıkta tam burada başlıyor; Ülkücüler, Türk’e Hz.Nuh Peygamberin gemisi olan MHP’nin, yıllardır BOP taşeronu AKP’nin gerisinde kalmasının üstüne bir de PKK’nın siyasi uzantısı HDP’nin gerisine düşmesinden, Türk milleti için tek sığınak ve son liman olan MHP’nin, dini ve milli hassasiyetli insanların oylarını devşirmekte ustalığı meşhur olan BOP’cu AKP’nin potası içinde eritilmek üzere olmasından ve MHP’nin Türk milletinin nezdinde kurtuluş ümidi ve kurtuluş reçetesi olmaktan çıkmak üzere olduğunu görüyor ve bunun için feryat ediyor, bu girdaptan çıkışın yolunu arıyor. MHP yönetimi ise, 1 Kasım’da sandıktan çıkan tabloyu masaya yatırıp, nerede yanlış yaptık diye özeleştirip yapıp durumdan ders çıkarmadığı gibi, tabanının bu feryadını ve tepkisini daha da arttıracak adımlar atıyor, söylemler kullanıyor.

Olağanüstü kurultay isteyen Ülkücüler fitne selinde kütük ilan ediliyor, olağanüstü kongreden yana açık şekilde tavır koyan teşkilatlar görevden alınıyor ama hakarete uğrayan Ülkücüler ve haksız, hukuksuz bir şekilde görevden alınan teşkilat başkanları itidal çağrısı yapıyor. Sağduyularını, soğukkanlılıklarını ve davaya sadakâtlerini koruyorlar. Birleştirici, derleyici, toparlayıcı olması gereken, kucaklayıcı olması beklenen, ceylan derisi koltuğunu, danışmanlıktan aldığı maaşı, o tek tek oy toplayan, teşkilatın ışıklarını zor şartlarda ve kıt imkânlarla açık tutan, çocuğunun rızkından kesip parti binasının kirasını ödeyenlere borçlu olanlar; acımasızca, günah demeden, ayıp demeden, yarın yüzüne bakacağını düşünmeden, ben gideceksem yıkılsın her yan dercesine, pervasızca kapatıyor teşkilatları. Olmadık iftiralar ediyor, ayarsız, ölçüsüz bir üslupla saldırıyor. Yani Edebali’nin nasihatinde biçilen roller, MHP’de tam tersi şekilde icra ediliyor. Bu tuhaflık, bu terslik bile doğrunun yönünü gösteriyor aslında. Şeyh Edebali’nin çizgisinden çok uzakta olan MHP yönetiminin bu tavrı ne yazık ki ‘’milli’’ değil ve tam bir Makyavelizm ürünü.

Bilmeyenler için Makyavelizme kısaca değinecek olursak; 16. yüzyılda yaşamış olan İtalyan tarihçi ve devlet adamı Machiavelli, İtalya'daki prenslikleri ele aldığı ‘’Prens’’ adlı kitabında, siyaset düşüncesinden idealizm ve ahlak kavramlarını çıkarmıştır. Siyasetin insanlara boyun eğdirme sanatı olduğunu ifade etmiş ve Prenslerin davranışlarını tartışırken ahlâka değil iktidarı ele geçirme ve muhafaza etme amacına hizmet edecek unsurlara dikkat çekmiştir. Machiavelli'ye göre bir prens, “devleti elinde tutmak için sık sık verdiği söze karşı, iyilikseverliğe karşı, insanlığa karşı, dine karşı davranmak zorunda kalır. Bu yüzden tarihin rüzgârına göre, durumların değişimine göre dönmeye hazır bir zihne sahip olmalıdır ve elverirse iyilikten uzaklaşmasın ama kötülüğü seçmesini bilsin. Bir prens amaç olarak şunu seçsin: Devletin ele geçirilmesi ve elde tutulması...” Bu düşüncenin temelinde amaçların gerçekleşmesi için her türlü eylemin meşru olduğu anlayışı hâkimdir. Machiavelli, bu düşüncelerle kendinden sonra gelenleri etkilemiş ve bu anlayış Makyavelizm şeklinde ifade edilmiştir. Anlayacağınız Makyavelizm, amaca varmak, iktidar olmak ve iktidarda kalmak için hiçbir kural, ilke ve değer tanımamayı savunmakta ve temsil etmektedir.

Genel siyaset açısından baktığımızda, bu anlayışı son 14 yıldır bütün yönleri ile AKP temsil etmekte ve uygulamaktadır. AKP, hem iktidar olmak hem de iktidar da kalmak noktasında Makyavelizmden feyiz alıyor. Bu durum AKP’ye çok görülecek bir husus değil, çünkü AKP milli değil. MHP yönetimi ise, ne yazık ki Balgat’taki iktidarlarını muhafaza etmek için Makyavelizme sarılmış durumda. Hem de siyaset okullarında ders olarak okutulacak derecede. Genel siyaset sahnesinde, AKP’nin yıllardır uyguladığı ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı siyasete karşı bütünleştirici bir siyaset izlemeye çalışan MHP yönetiminin iş içe dönük siyasete gelince, yani Ülkücü camiaya gelince ayrıştırıcı ve ‘’arınmacı’’ bir siyaset izlemesinin ve bu uğurda yaptıklarının Makyavelizme aykırı bir yanı var mı? Bugün MHP Genel Başkan adayı olarak ortaya çıkan isimlere çizgi dersi vermeye kalkan MHP yönetimi, Şeyh Edebali’den değil de, Machiavelli’den feyiz almayı MHP’nin temsil ettiği fikirlerin neresi ile bağdaştırdı acaba?

Tekrar Edebali’nin nasihatine dönecek olursak; nasihatte biçilen rollerin bugün MHP içinde tam tersi şekilde icra edildiği gerçeği trajikomik ya da dramatik bir kimliğe mi sahip ben karar veremedim. Bunun kararını, bu durumun mimarı olanlar versin. Öyleyse karar MHP yönetiminindir. Lâkin şunu çok iyi biliyorum ki; ahir zaman sahabelerinin ve velilerinin mutlak olarak içinde olduğuna iman ettiğim Ülkücü Hareketin ve Şeyh Edebali’nin torunu olan Ülkücülerin bütün bunları hiç ama hiç hak etmedikleridir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.