Sinan Oğan’dan 2014 Yılında Öngörülmüş Işid Yazısı

Sinan Oğan, 2014’te ki yazısıyla Türkiye'yi Işid konusunda uyarmıştı

Sinan Oğan’dan 2014 Yılında Öngörülmüş Işid Yazısı

Sinan Oğan, 2014’te ki yazısıyla Türkiye'yi Işid konusunda uyarmıştı

02 Ocak 2017 Pazartesi 15:53
Sinan Oğan’dan 2014 Yılında Öngörülmüş Işid Yazısı

Türk dış politikasının son dönemde karşılaştığı en büyük sorunların başında Türkiye’nin güneyinden yayılan IŞİD tehdidi gelmektedir. Tehdidin ayak sesleri bölgeyi yakından takip eden tüm kulaklar tarafından işitilmesine rağmen kendisini Suriye’de iktidarı değiştirme misyonuna adayan ve bu yolda her yolu mübah gören AKP Hükümeti tarafından algılanamamıştır. Sonuç itibariyle ülkesini yakıp yıkan Esad’ın Türkiye açısından yarattığı açık tehdit yetmezmiş gibi en önemli sınır komşumuz Irak ve bölgedeki tüm soydaşlarımız IŞİD’in katliam tehdidi ile karşı karşıyadır. Genelde Orta Doğu’da özelde ise Suriye’de AKP Hükümetinin Türk dış politikasının temel dinamiklerini yok sayan tavrı Türkiye’yi açık tehdit haline getirmiştir. Bugün Musul’da rehin alınan Türk vatandaşları halen IŞİD’in elindedir. Üstelik IŞİD ile AKP Hükümetinin geçmişi Türkiye’nin elini kolunu öylesine bağlamıştır ki, bu terör örgütü ile nasıl mücadele edileceğine dair hiçbir fikri olmadığı da görülmektedir. Bu durum dost ve kardeş ülkenin daha evvel tecrübe ettiği bir “hatanın” adeta tekrarlanması şeklinde değerlendirilebilir. Şurası son derece açıktır ki, hem iç hem de dış politika dinamikleri bağlamında Türkiye’ye çok benzeyen Pakistan’ın Talibanla yaşadığı süreç bugün AKP’nin maceracı, bölge dinamiklerini okuyamayan ve öngörüsüz dış politika tavrının sonucu olarak Türkiye’ye yaşatılmaktadır. Daha net bir ifade ile IŞİD bugün Türkiye için Pakistan’ın geçmiş dönemdeki  Talibanı’na dönüşmüş durumdadır.

Pakistan da zamanında Afganistan’da Sovyet yanlısı kukla rejimi devirmek için Taliban’ın kurulması da dahil bir çok operasyonu yürütmüştür. Bu çerçevede bütün dünyadan cihatçıların Afganistan’a gelerek burada Sovyet yanlısı rejim ve sonrasında ise Sovyetler Birliği ile savaşa tutuşmasını desteklemiş, bunun için topraklarından geçiş de dahil olmak üzere her türlü desteği vermiştir. Pakistan’ın Afgan milislere ve dışarıdan gelen cihatçılara savaş eğitimi vermiş,  onlara Amerika’dan gelen silahların ulaştırmış ve cihatçıların ihtiyaç duyduğu her türlü desteği vermekten çekinmemiştir.

Türkiye’nin bugün içerisine düşürüldüğü durumu anlamak için Pakistan örneğinin daha detaylı analiz edilmesi gerekmektedir. Afganistan’da Sovyetler Birliği işgaline karşı başlayan “Cihat” hareketinin Pakistan’ın İslamileşmesine olan etkisi tartışılmaz. ABD’nin de desteklediği bir yapılanma içerisinde Pakistan, Sovyet tehdidine karşı Afganistan’daki direnişe doğrudan destek sağlamaktan çekinmemiştir. Devlet eliyle yapılan bu yardımlara ek olarak Pakistan’ın sınır bölgelerinde İslam’ın tehlikede olduğu inanışı geniş destek bulmuştur. Afganistan savaşının bir sonucu olarak üç milyondan fazla Afgan mülteci Pakistan’ın değişik bölümlerine yerleşmiştir. Bu mültecileri büyük çoğunluğu merkezi hükümet tarafından kontrolü mümkün olmayan kabile bölgelerinde kurulan kamplarda toplanmıştır. 

Afganistan tecrübesi Pakistan siyasi tarihi için önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir. Zira Sovyetler Birliği’ne karşı mücadele eden Afganistan’a yapılan her türlü destek Pakistan halkı ve kurumları üzerinde derin etkiler bırakmıştır. İslam dünyasının Afganistan’a destek vermesi ve çeşitli ülkelerden Müslümanların destek için bölgeye gelişi pan İslamist duyguların Pakistan merkezli olarak yeşermesine neden olmuştur. Sovyet Birliklerinin 1989’da Afganistan’dan çekilmesi Pakistan’da çeşitli seviyelerde farklı çağrışımlar yapmıştır, bir daha geri dönülemez etkiler yaratmıştır.

Türkiye’de yaşanan sürece ilişkin iddialara benzer şekilde Pakistan’ın Taliban ile olan ilişkisinde en önemli rol Pakistan istihbarat servisine aittir. Aslında Pakistan istihbarat örgütleri içerisinde en etkin olan ISI sadece Pakistan’da değil, bugün Kuzey Afrika’dan Güney-Doğu Asya’ya kadar oldukça geniş bir coğrafyada son derece etkindir ve bu coğrafyada çeşitli operasyonlar yürütmektedir. ISI’nin yukarıda bahsedilen coğrafya içinde en etkin rol oynadığı alanlar Afganistan ve Keşmir bölgesidir. ISI’nin desteği ile kurulan Taliban örgütü ve eski Afgan mücahitlerinin önemli bir kısmının hala bu örgütün etki alanı içerisinde olduğu iddia edilmektedir. ISI ayrıca batılı istihbarat örgütleriyle de sıkı ilişki ve işbirliği içerisindedir. ISI’nin sadece diğer istihbarat örgütleriyle değil küresel terör örgütleriyle de ilişkilerinin odluğuna dair iddialar mevcuttur. Örneğin ISI’nin önceki başkanı General Hamid Gül’ün Usame Bin Ladin ile bizzat tanışıklığının olması (bazı iddialara göre ortak ticari faaliyetlerinin bulunması) ve Taliban’ın kurulmasındaki ISI’nin oynadığı rol buna en iyi örnektir. ISI, batılı istihbarat örgütleriyle zaman zaman ortak operasyonlar da yürüttüğü bilinmektedir. ISI’nin böylesine muazzam gücü Pakistan liderlerinin her zaman ilgisini çekmiş, zaman zaman bu liderler ISI’yi kullanırken, zaman zaman da ISI Pakistan liderlerini kullanmıştır.

Afganistan’ı yeniden şekillendirme ve yapılandırma süresince Pakistan’ın gizli servisleri aracılığı ile giriştiği macera ve bu illegal yapıyla kurulan ilişkiler bugün halen devam eden en önemli güvenlik tehdidinin kaynağıdır. Bugün Taliban hala Pakistan’ın Afganistan sınırındaki bölgelerde son derece etkindir. Pakistan için rahatça operasyon yapabilen radikal örgütlerinin köklerini beslemektedir. Pakistan’ın güvenlik ve istikrarını temelden sarsan bu deneyimin bugün Türkiye’ye de yaşatılması daha da ağır sonuçlar doğurabilir. Zira Türkiye Orta Asya, Kafkasya, Orta Doğu ve elbette Balkanlar için önemli bir denge unsurudur. Türkiye’nin içine çekildiği bu maceranın sonuçları çok daha ağır ve yıkıcı olacaktır. Bu sadece Türkiye sınırları içerisinde değil tüm Türk coğrafyasındaki soydaşlarımız açısından da sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir.

Pakistan’ın bölgede Afganistan’ı özgürleştirmek, Afganistan’a demokrasi getirmek ve bu ülkedeki kukla Sovyet yanlısı hükumeti devirmek için bölgede yılarca devam edecek bir bataklık yaratmıştır. Bu bataklık başlangıçta ne Pakistan ne de Amerika ve Batı için bir tehdit değildi. O günkü şartlarda hedef Sovyet askeri ve onun desteği ile ayakta kalmaya çalışan kukla Necibullah hükumetiydi. Ancak Afganistan’da Sovyetlerin çöküşünü de beraberinde getiren süreç sonrasında dışarıdan özellikle de Suudi Arabistan ve Ortadoğu’dan gelen cihadistler önce Afganistan’da ardından da bu canavarı yaratan Pakistan’da rejim için çarpışmaya başladılar. Netice itibarıyla Afganistan’da binlerce insan bu defa kendisini kurtarmaya gelen insanlar tarafından katledilmeye başlanmıştır. Bir süre sonra Pakistan siyasetine de sirayet etmeye başlayan eski Mücahit ve yeni teröristler Pakistan’da terör eylemleri ve siyasi cinayetlere de bulaşmaya başlamışlardır.

Dünyanın iki kutuplu olduğu dönemlerde öteki kutup ABD tarafından desteklenen ve diğer kutubun yıkılmasına nail olanlar bu defa kendi yarattıkları canavarın kurbanına çevrilmişlerdir. Afganistan ve Pakistan’dan sonra EL Kaide terör örgütü bir numaralı düşman olarak ABD’yi hedef almış ve 11 Eylül 2001 tarihinde İkiz Kule’lere yapılan saldırılarla ABD tarihinin en büyük terör eylemi gerçekleşmiştir. Ne gariptir ki, El Kaide terör örgütü ABD ve Pakistan tarafından yaratılarak desteklenmişti, bumerang gibi El Kaide sonuçta Pakistan ve ABD’yi vurmuştur.

Suriye’de Esad rejimini yıkmak için kullanılan, bütün dünyadan cihatçıların bölgeye toplanmasına vesile ve dolaylı destek olanlar şimdi kendi yarattıkları IŞİD canavarıyla başetmenin yollarını aramaktadırlar. O gün El Kaide için Pakistan ne idiyse maalesef ki, bazı farklılıklar olmakla beraber IŞİD için de Türkiye odur. Ancak unutulmamalıdır ki, terör tarihi maalesef ki, hep tekerrürden ibarettir ve IŞİD daha kendi 11 Eylül’ünü gerçekleştirmemiştir…

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.