Sinan Oğan’dan Kritik Soru: “Neden Menbiçlilere ABD Büyükelçiliği Önünde Eylem Yaptırmıyoruz?”

Sinan Oğan, konuk olduğu Enine Boyuna programında son derece önemli tespitlerde bulundu.

Sinan Oğan’dan Kritik Soru: “Neden Menbiçlilere ABD Büyükelçiliği Önünde Eylem Yaptırmıyoruz?”

Sinan Oğan, konuk olduğu Enine Boyuna programında son derece önemli tespitlerde bulundu.

02 Şubat 2018 Cuma 17:10
Sinan Oğan’dan Kritik Soru: “Neden Menbiçlilere ABD Büyükelçiliği Önünde Eylem Yaptırmıyoruz?”


 

Sinan Oğan dün akşam Senem Toluay Ilgaz ile Enine Boyuna programında son derece değerlendirmelerde bulundu ve son haftalarda ısrarla dile getirdiği kamu diplomasisi konusunu üzerine basa basa ifade etti.

Oğan, kamu diplomasisini doğru kullanarak Menbiçlilerin şehrinde IŞİD işgalinin bittiğini ve şu anda ABD patronajında bir YPG işgalinin olduğunu belirterek Menbiçlilere imkan yaratarak onların bunu ABD Büyükelçiliği önünde ifade etmesinin Türkiye’nin elini güçlendireceğini ifade etti. Oğan ayrıca Kilis ve Hatay valilerine de çağrıda bulunarak okulların açılmasının ertelenmesi gerektiğini söyledi.

Sinan Oğan’ın dün akşam Haber Türk ekranlarındaki kritik tespitleri ve değerlendirmeleri şöyle…

“Okulların Açılmasıyla İlgili Kritik Uyarı”

Biliyorsunuz, şimdi çocuklar, öğrenciler ara tatilinde, ilk ve orta dereceli okullar pazartesi günü başlayacak. Şimdi bölgede TSK’nın ÖSO ile birlikte açmış oldukları o cepler pazartesine kadar birleştirilemezse eğer -ki çok tedbirli gidiyor TSK- ben buradan Hatay Valisi’ne ve Kilis Valisi’ne bir vatandaş, bir siyasetçi, sorumluluk duyan birisi olarak çağrıda bulunuyorum; ben bölgedeki okulların bir süre açılmaması taraftarıyım. Allah korusun serseri mayın gibi bölgede fırlatılan roketlerin herhangi bir okula isabet etmesi hakikaten içimizi çok yakacak şeylere sebep olabilir. Üç gün, dört gün çocuklar geç başlasa olur, daha sonra okullar da geç tatil edilir hiç önemli değil. O cepler birleştirilinceye ve sınır güvene alınıncaya kadar bence bu bölgelerde okulların biraz geç açılması düşünülmeye değer.

“ÖSO Tartışması Hiç Yapılmaması Gereken Bir Tartışma”

ÖSO tartışması bence Türkiye’de hiç yapılmaması gereken bir tartışmaydı. ÖSO’yu ne Kuvâ-yi Milliye ile kıyaslamak gerekirdi, ne tamamen teröristler diye tanımlamak gerekirdi. Yani, ÖSO olsa olsa Kuvâ-yi Suriye’dir, Kuvâ-yi Milliye değil Kuvâ-yi Suriye diyebiliriz. Operasyonda ÖSO olmalı mı? Evet olmalı. ÖSO ile beraber yapmalı mıyız? Evet, kesinlikle ÖSO ile beraber yapmalıyız. Yani, Suriye’de eli silah tutan yüz binlerce insan varken, tamamen TSK’nın üzerine bu harekâtı bina etmek doğru değil. Bu, hem insanlardaki vatan bilincini geliştirir, hem de öncelikle PKK ile ve IŞİD gibi diğer terör örgütleriyle o bölgenin yerel halkın savaşması lazım. ÖSO’yu dışarıda bırakıp sadece TSK ile bunu yapmak doğru değil. Suriye halkının kendi ülkesini koruması lazım. Bu çerçevede ÖSO ile birlikte bunu yapmak doğrudur; ama ÖSO’yu getirip bizim destansı Kuvâ-yi Milliyemiz ile aynı değerde tutmayı da doğrusu kabul etmek mümkün değildir. Bunların farklı kategoride, farklı yerlerde olması lazım.

Ben başka bir bakış açısı getireceğim buraya. Bakınız Türkiye’de 4 milyon Suriyeli var. Bunların bir kısmına vatandaşlık verildi, bir kısmına da verileceği ifade ediliyor. Ben Türk vatandaşlığının bu kadar kolay verilmemesi gerektiği kanaatindeyim. Netice itibariyle bu insanların eninde sonunda kendi ülkelerine dönüp, kendi ülkeleri için yaşamaları, kendi ülkeleri için gerekirse savaşmaları kanaatindeyim; ancak burada bir tek TSK ile beraber operasyon yapıp şehit olan ÖSO mensuplarının ailelerine Türk vatandaşlığı verilmelidir. Türk vatandaşlığını bununla sınırlamak lazım, bu hem o ülkede insanların kendi ülkesi için gerekirse ölmeyi göze almalarını sağlayacaktır hem de Türk vatandaşlığının çok öyle kolay alınabilir bir vatandaşlık olmamasını sağlayacaktır.

“Eli Silah Tutan 1 Milyon Suriyeli Var”

Türkiye’de geçen hafta boyunca vatandaşlık meselesini tartıştık. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da ilk defa dile getirdi, artık bunların geri dönmesi gerektiği ifade edildi. Bu çok doğru bir ifade, tamamıyla katılıyorum. Biz bunu söylediğimizde uğramadığımız hakaret kalmamıştı. Türkiye’de bunu ilk dile getiren benim. Biz bunu ilk dile getirdik ve Suriyelilerin, eli silah tutanların özellikle geri dönmesi gerektiğini, orada ülkeleri için savaşmaları gerektiğini ifade ettik. Kadın, çoluk çocuk, yaşlı hepsine biz bakalım; ne zamanki barış sağlanır, o zaman gitsinler; ama o gün gelinceye kadar Türkiye’de eli silah tutabilecek 1 milyon genç var. Şimdi ÖSO’nun sayısını tartışıyoruz burada; 3 bin mi diyoruz, 5 bin mi diyoruz. Minimum 100 bin olması gerekirdi bunun. Amerika ile beraber ilk başta ÖSO’yu eğittik. Sonradan öğrendik ki ÖSO buradan karşıya geçince, Amerika o bölgedeki bir takım örgütlere ÖSO’nun geçiş koordinatlarını verip bir kısım ÖSO’cuları da oradaki bir takım örgütlere yakalatmıştır. O sebeple ÖSO noktasını böyle tartışmaya açmayı doğru bulmuyorum. Eli silah tutan 1 milyon Suriyeli genç, teşvik edici yöntemlerle gönderilebilir, bu birincisi.”

Moderatör Senem Toluay Ilgaz’ın bazı Suriyeli gençlerin memleketlerinden savaşmak istemeyebileceğini ifade etmesinin üzerine Oğan şöyle devam etti;

“Amerika’da Kaç Suriyeli Mülteci Var?”

İkincisi, böyle düşünenler de eline nargileyi alıp, çok affedersiniz, sahilde oturup nargile fokurdatmasın. Bu insanların mülteci kamplarında yaşaması lazım. Türkiye’nin son 30 yıllık aşı takvimi yerle bir oldu. Neden? Çünkü kontrolsüz bir şekilde Türkiye’de 5 milyon mülteci var. Herkes 4 milyon Suriyeli diyor, doğru; ama 1 milyon da Afganistan’dan tutun, Senegal’e kadar her yerden gelen mülteci var. Türkiye gibi 80 milyonluk bir ülkede 5 milyon gibi mülteci çok fazla. Geçen hafta bunu tartıştık, her zaman bunun altını çizmekte fayda var, Avrupa’nın gündeminde artık mülteci diye bir şey kalmadı. Amerika’da kaç tane Suriyeli mülteci var? Baş aktörlerden birisi Rusya’dır değil mi? Rusya’da kaç tane Suriyeli mülteci var? Bir diğeri; İran, İran’da kaç tane mülteci var? En zengin Arap ülkesi Suudi Arabistan’dır. Suudi Arabistan’da kaç tane var? Mısır’da kaç tane var? Dolayısıyla, Türkiye bu konuda fazla mütevazı davranıyor. Türkiye bu yükü Arap ülkeleri ile paylaşmalıdır. Yanı başında Türkiye’ye laf eden Macron ile bunu paylaşmalıdır. Yani öyle Birleşmiş Milletler’i toplantıya çağırmak, Türkiye’ye orda işgalci olmayın demek iyi. “Gel bakayım, burada 5 milyon mültecinin, 4 milyon Suriyelinin yükünü bir paylaş” demek lazım. Kamu diplomasisi açısından mültecilerin doğru konumlandırılması lazım.

“Türkiye’nin Yapması Gerekenler…”

Tamam Körfez ülkeleri, Arap ülkeleri istemiyor, peki biz bu konuda ne yapıyoruz? Yani, Meclis’teydim ben Geri Kabul Anlaşması imzalandığında, meclis zabıtları ortada duruyor. “Bunu yapmayın Allah aşkına” dedik. Geri Kabul Anlaşması ile Mısır’dan Avrupa’ya giden adam Türkiye’ye iade ediliyor ve Geri Kabul Anlaşması bugün hâlâ geçerli. Yani Suriye’den gelen, Irak’tan gelen yetmiyormuş gibi Avrupa Birliği’ne giden mülteciler de Türkiye’ye gönderiliyor. O sebeple, Türkiye’nin bu mülteciler konusunda, bir an önce bir; kamu diplomasisini devreye sokması lazım, iki; ÖSO’yu o noktada teşvik edici faaliyetlerde bulunması gerekir. Şimdi, sayın cumhurbaşkanı geçen bir açıklama yaptı, dedi ki Afrin’e gitmek için askerlik şubelerine başvuran çok sayıda Suriyeli var. Bunları değerlendirmek lazım. Üstüne şunu da yapmak lazım; orada Afrin’de çarpışıp şehit olan ÖSO mensuplarının ailesine de hiçbir şey sormadan Türk vatandaşlığını da vermek lazım.

“Afrin Meselesi Milli Bir Meseledir”

Birincisi, Afrin meselesi veya Türkiye’nin sınır ötesi yönettiği operasyonlar, milli bir meseledir. Bunu iç politikaya alet etmemek lazım. Bunun üzerinden “Acaba iktidarı yıpratabilir miyim?” diye ne muhalefetin bir çaba içerisine girmesi lazım ne de Afrin Operasyonu’ndan girip, “Efendim sandıkları öyle bir doldurun ki…” diye beyanat vermemek lazım.  Bu sözüm hem iktidaradır sözüm hem de muhalefetedir. Dolayısıyla Mehmet Bey’in de bunu belirtirken hem muhalefete hem de iktidara diye belirtmesi lazım. Bunun tarafları olamaz. Bu mesele üzerinden “Acaba ben ne sağlarım?” düşüncesini bırakmak lazım. Bu milli bir meseledir, orada bizim evlatlarımız şehit oluyor. O sebeple bu meselede herkesin aynı noktada olması lazım. Elbette siz diyebilirsiniz ki, “Şöyle yaparsa Türkiye daha başarılı olur, böyle yaparsa daha başarılı olur.” Bunu tartışırız ama milli meseleleri burada açıp onun üzerinden bir oy devşirme veya başka şeylere girmemek lazım. 

Menbiçlilere, Tel Abyadlılara İmkan Verip ABD Büyükelçiliği Önünde “Ben Evime Dönmek İstiyorum” Protestosu Yaptırmak Gerekir

Oğan “Fırat Kalkanı’ndan sonra 130 bin kişi gitti. Tamam, ama sadece Kilis’te 130bin kişi var. Menbiçli olan Suriyeliye “Kardeşim Menbiç’e gitmelisin, gidemiyorsan da Amerikan Büyükelçiliği’ne gitmelisin” demeliyiz. Bugün, Menbiç’teki Suriyeliler nerede, hiç düşünüyor muyuz? Tel Abyad’taki Suriyeliler nerede hiç düşünüyor muyuz? YPG o bölgeleri Kürtleştiriyor.” ifadelerini dile getirdi ve Mehmet Şahin’in konuşmaları üzerine muhteşem bir cevap verdi;

“Mehmet Bey sen onlara burada baktıkça, YPG’ye dolaylı olarak yardım etmiş oluyorsun. YPG’ye orada bir sözde “Kürdistan” kurma imkânı veriyorsun. Neden? Çünkü YPG oradaki Arapları, o bölgedeki Türkmenleri, Asurîleri vs. sürüyor bölgeden. Sen de orada bunlara bakmaya devam ettikçe ve onları kamu diplomasisi çerçevesinde, oranın şimdi patronu olan Amerika’nın, kapısına göndermediğin sürece orada bundan sonra 3-5 sene geçtikten sonra terör örgütlerinin planı gerçek olacak.

Uluslararası örgütlerin uzaydan çekilmiş haritaları var. YPG işgal ettiği alanları dümdüz hale getiriyor ne bir tarla bırakıyor, ne bir ev bark. Bunları dile getireceksiniz Kamu diplomasisi budur. Sizin bunlardan haberiniz yok mu? Olaya bir duygusallıktan bağlamışsınız ve “Biz bakalım” diyorsunuz. Eyvallah bakalım. Peki Menbiç’te IŞİD mi var şu an? Yok. Niye Menbiçli gelmiyor oraya? Bunun cevabını vermek lazım. Tel Abyad’ta IŞİD mi var?  Tel Abyad’ta kim var? Amerika var. Amerika’nın patronajında YPG var. O YPG ki, o bölgedeki bütün Arapların da kendisine muhalif Kürtleri de Türkmenleri de Hristiyanları da kaçırıyor, tecavüz ediyor, yerini yurdunu, malını mülkünü ele geçiriyor. Bunları niye dile getirmiyoruz? Bunları dile getirmek Türkiye’deki mültecilere zulmetmek midir? Bunları mülteciler dile getirdiğinde, “Benim evimi, yerimi, yurdumu oradaki PYD/PKK’lılar elimden alıyor, Ey Amerika!” dediğinde, biz buradaki Suriyelilere zulmetmiş mi olacağız? Yapmayın lütfen. Uluslararası Af Örgütü’nün ortaya koymuş olduğu PKK’nın, oradaki Arapların ve diğer unsurların yerini yurdunu eline geçirmesini dahi biz uluslararası platformlarda dile getirmiyoruz. Yani sadece bir “ensar gözlüğü”yle bunlara bakmak olmaz. Diplomasiyi kullanmanız lazım, kamu diplomasisini kullanmanız lazım. Artık seneler sonra orada o Suriyeliler, Araplar gidip orada hak iddia edemeyecekler. PKK ve YPG’liler burası bizim diyecek. Onun için vakit geçiyor. Israrla bunun altını çiziyorum. Meseleye lütfen duygusal noktadan sadece “Onlar bizim kardeşimiz” diye bakmayın. Onlarda gitsin desin ki; “Ey Amerika! Senin kontrolün altındaki PKK’lılar benim evimi dümdüz etti, ben evime gitmek istiyorum.’’ Niye buna karşı çıkıyorsunuz?

Bulunduğumuz her ortamda katıldığımız her uluslararası toplantılarda bunları ifade ediyorum. Suriyelilerin kamplarına gidiyorum, o kamplara da yardım götürüyoruz bunları ifade ediyoruz. Anlamadığınız nokta şu; bunu Menbiçli diyecek Tel Abyadlı diyecek. Bunu sen, ben dersem siyaset oluyor. Biz “Menbiçlinin PYD ile beraber yerini yurdunu işgal etmişsin” dediğiniz zaman bu Türklerin görüşü zaten böyle, diyorlar. O Menbiçli’ye imkân yarat, oradaki büyükelçiliğe gitsin. Suriye’ye sürmekten bahseden kim? Bunu orada evi olan Menbiçli söylediği zaman kamu diplomasisi olur.

“ABD’nin Bölgede Bulunmasının Sebepleri…”

Amerika’nın bölgede bulunmasının ana sebeplerinden biri İsrail’in güvenliği sağlamaktır. ABD, İsrail’in güvenliğini bölgede İran’ın etkisini azaltarak sağlayacağını düşünüyor. Amerika’ya göre bölgede her an her noktada kullanabileceği, yeri geldiğinde Türkiye’ye baskı yapmak için, yeri geldiğinde İran’ın derinliklerine kadar operasyonel olarak kullanacağı bir YPG’yi tasarlamaktadır. Bunun karşısında ne yapılabilir? Böyle bir güç Türkiye’ye, en önemlisi Şam rejimine, İran’a ve bölgede Amerika’yı güçlendirdiği için Rusya’ya tehdit oluşturmakta. Türkiye eğer Esad, Rusya ve İran ile o bölgede işbirliği yaparsa ABD’nin tutunma şansı kalmaz.  Mantıklı olan bu dört gücün işbirliği yapmasıdır.

“ABD Sıkıştığında Menbiç’i Türkiye’ye Değil Şam’a Bırakacaktır”

Ya sınırda güvenliği birtakım gruplara ya resmi Şam devletine bırakacaksınız. Resmi Suriye Devleti kendi sınırımızda güçlü şekilde var olursa terörün sınırımızda yaşama şansı olmaz. Suriye’nin toprak bütünlüğü maalesef ki mevcut Şam yönetiminin bütün sınırlarımıza hâkim olmasından geçiyor. Şam Devleti Türkiye gibi Membiç’e operasyon yapmayı düşünüyor ve ABD sıkıştığında orayı Türkiye yerine Şam’a bırakacaktır. Bunun göz ardı edilmemesinde fayda var. Bölgede çünkü zaman zaman bir gece önce IŞİD’de olan Tel Abyad, ertesi gece PYD’nin eline geçtiğini gördük. İran’ın bölgedeki Suriye resmi askeri gücünün, Suriye’nin, Rusya’nın hava desteğinin, Türkiye’nin bölgedeki operasyonlarının karşısında YPG dayanamaz, ABD diplomatik ve askeri olarak riske girmez. Birdenbire Amerika orayı bırakmaz.

“Menbiç’te İşbirliği Başarılı Olursa Ötesine Geçmek Mümkün”

Birinci nokta Menbiç’tir. Menbiç’te bu işbirliği sağlanırsa onun ötesine bunu geçirmek mümkündür. Aksi takdirde o ülkede PYDliler’in kısa vadede Amerika’nın şemsiyesi olduğu için, yani Türkiye - Irak sınırına kadar Amerika olmazsa gider. Amerika ile savaşarak da Irak sınırına kadar gider ama maliyeti ciddi olur. Bu maliyeti Türkiye şu an göğüsler mi? İncirlik’e Malatya’ya göstereceği reaksiyona bakmak lazım. Amerika bölgede Türkiye’ye her türlü düşmanlığı yaptı. Türkiye sahada Amerika’ya karşı herhangi bir fiili adım atmış değil. Nutuk atmak kolay ama sahada bunu yapmak çok kolay değil.

“Rusya – İsrail Görüşmesi Önemlidir”

İsrail meselesi önemlidir. Rusya ile İsrail’in görüşmesi çok önemlidir. Bunu dikkatle takip etmek lazım. İran’ın bölgede etkili olması İsrail için en birinci tehlikedir. Amerika ile muhtemelen Hizbullah’ı görüşmüşlerdir çünkü Rusya’nın burada etkisi büyüktür. İran’ın Suriye’deki etkisini görüşmüşlerdir. İran ile Suriye’yi ittifak görebilirsiniz ama neticede iki farklı ülkedir. Moskova’dan baktığınızda bölgede Tahran yerine etkili olmak isteyecektir. Giderek İran’ın etkisini kırıp Moskova Suriye’de ipleri eline alıyor. İsrail orada Suriye’den gelen tehdidi yavaş yavaş daha az hissediyor demektir. İran’ın orda güçlü olması Suriye’yi tehdit ediyor. İsrail’in Rusya’dan esas istediği Hizbullah’ın bölgedeki etkisini kırması, İran’ın Şam rejimi üstündeki etkisini kırmasıdır. Muhtemelen İran’ın bölgedeki etkisini azaltmak üzerine konuşma yapılmıştır. İran bunları görüyor. İran’ın Rusya’ya karşı yapacaklarının sınırı vardır. İran ile Rusya’yı müttefik görüyoruz ama ikisi de Suriye’de etkin olma mücadelesi veriyor.

Son Güncelleme: 02.02.2018 17:18
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.