Ülkücü Hareketten Başkanlık Görüşleri – Türkoğlu’ndan Ülkücülerin Tercümanı Olacak Tespitler...

Başkanlık sistemi ile ilgili kritik bir haftaya girilirken MHP’li Türkoğlu’ndan başkanlık sistemi ile ilgili çok konuşulacak açıklamalar geldi.

Ülkücü Hareketten Başkanlık Görüşleri – Türkoğlu’ndan Ülkücülerin Tercümanı Olacak Tespitler...

Başkanlık sistemi ile ilgili kritik bir haftaya girilirken MHP’li Türkoğlu’ndan başkanlık sistemi ile ilgili çok konuşulacak açıklamalar geldi.

14 Kasım 2016 Pazartesi 19:56
Ülkücü Hareketten Başkanlık Görüşleri – Türkoğlu’ndan Ülkücülerin Tercümanı Olacak Tespitler...

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım ile görüşen MHP Genel Başkanı Bahçeli’ye bu hafta AKP tarafından somut bir metin sunulması bekleniyor. Bunun için Yıldırım ile Bahçeli’nin hafta başında buluşabileceği belirtiliyor. AKP kaynakları, metnin hafta başında netleşebileceğini, MHP’den gelen yanıta göre de hafta sonundan önce TBMM Başkanlığı’na sunulabileceğini kaydediyor. MHP’nin metne onay vermesi durumunda da teklifin TBMM’ye ortak sunulmasının söz konusu olabileceği ifade ediliyor.
 
Kritik sürece girilirken ülkücü hareketin önemli isimlerinden MHP 24. Dönem Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu Haber 3 Hilal’e, başkanlık sistemi ve MHP’nin tutumu ile ilgili son derece kritik açıklamalarda bulundu.
 
Türkoğlu açıklamasında “MHP’nin başkanlık sistemine taraftar olması Abdullah Öcalan ve Recep Tayyip Erdoğan çizgisine Milliyetçi Hareket Partisi’nin de gelmesi demektir ki, bu çok ürkütücü, çok korkutucudur” dedi.
 
İşte Türkoğlu’nun açıklamaları…
 
“Türkiye’de bir rejim değişikliği için içinde bulunduğu şartlar uygun değil. Türkiye olağanüstü bir durum yaşıyor. Olağanüstü dönemlerde kalıcı düzenlemeler, özellikle de rejim açısından büyük bir manevra niteliği taşıyan bir değişiklik sağlıklı olmayacaktır. Türkiye evvela, olağanüstü olan düzenini olağan hale getirdikten sonra bunları tartışmalıdır.  Birincisi budur.
 
İkincisi, Türkiye’de olağanüstü hale sebep olan bir darbe girişimidir. Bu darbe girişimini Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde yıllar yapılanmış; ama Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde çok büyük bir güç elde etmiş vahşi bir yapılanma olan Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) yaptığını hepimiz bilmekteyiz. FETÖ ile ilgili soruşturmalar, Türkiye’de devletin kurumlarına sızmış olan bu örgütün mensuplarının temizlenmesi açısından çok önemlidir. Bu soruşturmalar biraz yavaş, biraz dikkatsiz, biraz adaletsiz yürümekle beraber muhakkak tamamlanmalı ve gerçekten FETÖ’ye yardım ve yataklık edenler ortaya çıkarılmalı, bağımsız ve tarafsız bir yargı tarafından sorgulanmalı, hukuk uygulanmalı ve cezalandırılmalı, tasfiye edilmelidirler. Bu yapılmadan Türkiye’de bir rejim değişikliğine gidilmesi kesinlikle sağlıklı değildir. Belki de kripto FETÖ’cülerin ya da bu terör örgütüne büyük yardımları olan kişilerin başkanlık sistemi ile daha iyi mevziler elde etmesine sebep olunacaktır. O nedenle, buradan sağlıklı bir sonuç çıkmayacağını dolayısıyla FETÖ ile ilgili soruşturmaların tüm yönleriyle, tüm taraflarıyla nihayete erdirilmesi ve sonrasında bu konuların tartışılmasının uygun olacağını düşünüyorum.
 
“Başkanlık Sistemini İsteyen İkinci Bir Odak Var ki…!”
 
Diğer taraftan, Türkiye’de başkanlık sistemini isteyen odakları da zikretmek istiyorum. Bir, Türkiye’de başkanlık sistemini isteyen Recep Tayyip Erdoğan’dır. Erdoğan, başkanlık sistemini isterken hedeflediği şey; yasama, yürütme ve yargı gibi devlet en temel erklerinin hepsini tek elden tek ağızdan yönetmek arzusu içerisinde olduğu aşikar. Türkiye’de başkanlık sistemini isteyen ikinci bir odak var ki, o da PKK/Abdullah Öcalan’dır. PKK ve onun elebaşı Abdullah Öcalan’ın başkanlık sistemini istemesinin sebebi dünyanın bütün ülkelerinde başkanlık sisteminde uygulamaların yüzde 99’u federatif yapılar içerisinde olmasıdır. Bizde de bugün üniter yapı olacak diye ifadelerde bulunanların bu konuda samimi olmadıklarını kafalarının arkalarında gizli ajandalarında federasyon olduğunu kabul etmeliyiz. Zaten, 2004 yılında R. Tayyip Erdoğan vermiş olduğu bir mülakatta, başkanlık sistemi ile ilgili bir soruya verdiği bir cevapta muhakkak başkanlık sistemi federasyonla taçlandırılmalıdır demiştir. Daha başka mülakatlarda da aynı şeyi söylemiştir. PKK ve Abdullah Öcalan’ın hedefi de başkanlık sistemi ve federasyonla birlikte Türkiye’nin bir bölümünü kendilerinin yönetme arzularıdır. Dolayısıyla bu iki odak  aynı noktada da birleşmiştir. Şimdi diyorlar ki “Efendim, biz üniter yapı içerisinde başkanlık istiyoruz.” Hayır, bu doğru değildir. AKP ve onun söz sahibi karar verici aktörleri, ilkeleri olmayan insanlardır.
 
Bakın, 2007 yılında Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi ile ilgili hususa itiraz ettiğimizde bize, “Ne var siz halkın cumhurbaşkanını seçmesinden kaçınıyor musunuz, korkuyor musunuz?” dediler ama perde arkasında da dediler ki: “Yarın cumhurbaşkanını halka seçtirirsek Başkanlık sisteminin de altyapısını oluştururuz. Seslenmeyin bu böyle gitsin.” Gizli yerlerde kapıların arkasında maalesef insanları kandırdılar, yalan söylediler.
 
“Kendisini Kurtarmaya Çalışıyor”
 
2002’de iktidara geldiklerinde cumhurbaşkanının yetkileri çok fazla diye bangır bangır bağırıyorlardı. Aynı bağırmalar çağırmalar sırasında arka planda “Boş verin bunu değiştirmeyelim, yarın kimin cumhurbaşkanı olacağı belli olmaz. Belki bizden biri olur” diye o yetkileri kullanmanın hevesiyle şevkiyle bunu gerçekleştirmiyorlardı. Dolayısıyla şunu söylemeye çalışıyorum AKP’yi yönetenlerin ilkeleri değil sadece çıkarları vardır. Bugün üniter yapı içerisinde başkanlık sistemi getireceğiz diyenler doğru söylemiyor, halktan gerçek niyetlerini gizliyorlar yalan söylüyorlar.
 
Bir diğer nokta şu; başkanlık sistemiyle ilgili 2012’de meclis başkanlığına verdikleri sistemi tekrar onun üzerinden tartışacaklarına dair bilgiler geliyor. Henüz net olarak neyi istediklerini bilmiyoruz. Söylentilere göre 2012 teklifleri üzerinden tartışmaların yapılacağı söyleniyor. 2012 teklifinde yürütmeyle, yasamayla ilgili zaten bütün yetkileri başkana terk eden bir anlayış var ama asıl sorun bana göre Recep Tayyip Erdoğan’ın da kafasındaki en önemli unsurlardan birisi yargının tamamıyla başkanının emrinde ve kontrolünde olmasıdır.
 
2012 teklifine bakarsanız, Anayasa Mahkemesi üyelerinin HSYK üyelerinin ve yüksek yargı üyelerinin neredeyse tamamını başkan atamakta ya da başkanın atadığı kişiler atamaktadır. Dolayısıyla aslında Erdoğan’ın aklındaki şey yargıyı tamamıyla kendine bağlı, kendine biat eden kişilerden oluşturmak ve böylece kendisiyle ilgili suçlamaları yargılamaları eğer bir zaman ehli namus bir iktidar bunların hesabını sorduğunda bunu engelleyebilmek için yargıda kendine bağlı şahısları yüksek yargı mensupları olarak atamak. Zaten bugün  yapılan atamalardan da görüyorsunuz. Boğaziçi Üniversitesi’ne yaptığı en son atamada AKP’li bir milletvekilinin kardeşini atadı. Anlaşılacağı üzere Recep Tayyip Erdoğan bir kadrolaşma, çeteleşme hareketi içerisinde kendisini kurtarmaya çalışıyor.
 
“Bunu Kabul Etmek Mümkün Değildir…”
 
Dolayısıyla Türkiye’de başkanlık sistemi ihtiyaçtan değil; işsizliği, terörü, kaybolmuş sosyal barışı ya da dış dünyada sıfırlanmış itibarımızı düzeltmekten çok Recep Tayyip Erdoğan’ın ihtiyaçlarını, sıkıntılarını, ihtiraslarını gidermeye yönelik bir anlayış. Bu sisteme MHP’nin taraftar olması Abdullah Öcalan ve Recep Tayyip Erdoğan çizgisine Milliyetçi Hareket Partisi’nin de gelmesi demektir ki, bu çok ürkütücü, çok korkutucudur.
 
140 yıllık parlamenter sistemimizin yerine bir ihtiras bir kapris uğruna sistemi değiştirmek başka bir şey koymak üstelik dünyada uygulamalarına baktığınızda ABD dışında başarılı bir uygulaması olmayan bu başkanlık sisteminin taklit edildiği her ülkede diktatörlüklere ya da darbelere zemin olduğunu düşünürseniz, başkanlık sistemi Türkiye için çok tehlikelidir. Parlamenter sistemin yerine koyduğunuzda sadece mevzuat çalışmalarının ve kurumsal düzenlemelerinin 10 yılda yeni başkanlık sistemine uygun hale geleceğini düşünürseniz Türkiye’nin acil sorunları dururken böyle bir lükse böyle bir israfa  böyle bir ihtirasa devletin ve sistemin kurban edilmesi çok tehlikelidir. Milliyetçi Hareket Partisi eğer bu projeye evet derse Büyük Ortadoğu Projesi’ne evet demiş olacaktır. MHP başkanlık sistemine evet derse  Abdullah Öcalan’ın taleplerine evet demiş olacaktır. MHP bu projeye evet derse Erdoğan’ın, yıllardan beri MHP tarafından şiddetle eleştirilen politikalarına evet demiş olacaktır. Bu siyaseten MHP’nin sonu anlamına gelmektedir. Bunu kabul etmek mümkün değildir gerçek Türk milliyetçileri ve gerçek ülkücüler bu projelerin tamamıyla karşısında olacaktır.”
 

Son Güncelleme: 14.11.2016 20:04
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.