Ülkücü Hareketten Başkanlık Görüşleri - MHP'li Kürşat Tuna Tüm Detaylarıyla Anayasa Paketini Analiz Etti
AKP ve MHP’nin desteklediği anayasa değişikliği  TBMM’deki Anayasa Komisyonu’nda görüşülmeye başlandı. Aralarında Cumhurbaşkanı’nın yetkilerine dair düzenlemelerin yer aldığı maddelerin yanı sıra yargıya ilişkin de yeni düzenlemelerin bulunduğu 21 maddelik paket için komisyona muhalefetin de çıkarma yapması bekleniyor. Bu nedenle komisyon çalışmalarının bir hafta sürmesi öngörülüyor.
MHP 25. Dönem Çanakkale Milletvekili İbrahim Kürşat Tuna anayasa paketini ve başkanlık sistemi hakkındaki düşüncelerini “Ülkücü Hareketten Başkanlık Görüşleri” serisi için Haber 3 Hilal’e açıkladı.
İşte Kürşat Tuna’nın o açıklaması...
“Apar Topar Anayasa Değişikliğine Gidilmesini Sıkıntılı Görüyorum”
Ülkemizin son dönemde çok sıkıntılı günler yaşadığını belirten Kürşat Tuna: “İstanbul Beşiktaş’taki hain saldırının ardından Kayseri’deki saldırı ve dün de Rusya'nın Ankara Büyükelçisine karşı gerçekleştirilen suikast Türkiye’nin adım adım kaosa doğru sürüklemek istendiğini çok net bir şekilde gösteriyor. Türkiye bu zor şartlar içerisinde neredeyse bağışıklık sisteminden yoksun kalmış bir canlı vaziyetinde varlığını idame ettirmeye çalışıyor. Bu sıkıntılı günlerde devletin zafiyete uğratılmış yapısını tamir etmek ve toplumsal huzur ve istikrarı sağlamak yerine bir anayasa değişikliği dayatılması ile toplumsal bir kutuplaşmanın önü açılıyor. Bu çerçevede getirilmek istenilen Başkanlık sistemiyle ilgili haklı eleştirilerimiz var. 
En başta, Başkanlık sistemi gibi çok köklü bir değişimi içeren çok önemli bir anayasa değişikliğinin böylesi bir kritik süreç içerisinde ve üzerinde doğru dürüst düşünülmeden, tartışılmadan meclisin karşısına çıkarılmaya çalışıldığını düşünüyorum. Gelişmiş demokrasilerde bir anayasa değişikliği en az 6 ay ila bir sene gibi  süreler içerinde hazırlanır, meclisin çeşitli komisyonlarında belirli soğutma zamanları göz önünde bulundurularak olgunlaştırılır ve daha sonrasında yasalaşır. Bu durum, hataların ve eksiklerin görülmesini, yasa teklifinin tekrar müzakere edilmesini ve bununla ilgili eğer yanlışlıklar varsa bunların yasalaşmadan düzeltilmesini sağlar. Bundan dolayı, Türkiye’nin bu hassas durumunda ve böylesi önemli bir konuda apar topar anayasa değişikliğine gidilmesini sıkıntılı görüyorum.”
“Yönetim Sisteminin Tarihi ve Siyasi Geçmişine Uygun Olarak Oluşturulması Gerekir”
Dünyadaki başkanlık sistemleri hakkında bilgi veren Tuna: “Dünya üzerinde Başkanlık sistemiyle idare edilen çeşitli ülkeler var. Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Almanya, Fransa (yarı başkanlık), Rusya, Azerbaycan (Devlet Başkanlığı) gibi başkanlık sistemini başarılı şekilde uygulayan ülkelerin yanı sıra, bazı Güney Amerika ve Afrika ülkeleri gibi daha istikrarsız devlet yapıları da var. Devletlerin yönetim sistemlerinin ancak her ülkenin kendi toplumsal yapısına, tarihi ve siyasi geçmişine uygun olarak oluşturulması gerekir. ABD’deki sistem federatif yapıya ve "check and balance" sistemi dediğimiz bir "denge ve fren" sistemine dayalıdır. Bu sistemde yasama, yürütme ve yargının mutlak güçler ayrılığı ile ayrıldığını ve sistemin bu güçlerin dengelenmesinin sağlanmasıyla ayakta kaldığını görürüz. Bu güçlerden bir tanesini domine edip ön plana çıkardığınız zaman, diğerlerini etkisiz hale getirdiniz demektir ki, bu durum ABD'nin yönetim felsefesine tamamen tezat teşkil eder.”
Anayasa Paketindekini Değerlendirdi
Anayasa paketindeki maddeleri değerlendiren Tuna: ”ABD’de Başkan ve kongre arasında çok hassas bir denge vardır. Bir arada hareket etme zorunluluğu çerçevesinde birbirlerinin varlıklarını yok edemeyecekleri bir sistem oluşturulmuştur. Uzlaşarak çalışmak zorundadırlar. Ama ne yazık ki, Türkiye’de getirilmek istenilen sistem güçlerin birbirlerini bir arada yok etmesi gibi bir sonuca neden olabilecek bir yapı öngörüyor. Cumhurbaşkanı ve meclisin aynı partiden olduğu durumlarda sistemin yürütülmesinde bir sıkıntı olmayacağı herkesin öngörüsü ancak, meclis ile Cumhurbaşkanı'nın ihtilafa düştüğü durumlarda ortaya çıkacak tıkanmalar ve bunların çözüm yolları üzerinde yeterince çalışma yapılmış değil. 
Başkan Yardımcılığı:
ABD’de başkan seçildiği zaman başkan yardımcısı da bellidir. Seçim çalışmalarına birlikte katılırlar. Ülkemizdeki Anayasa değişikliği ile bu yetki tamamen Cumhurbaşkanı’na bırakılacak, Cumhurbaşkanı kendi lüzumlu gördüğü sayıda Cumhurbaşkanı yardımcısı atayacak ve seçmenin bu konuda hiç bir söz hakkı bulunmayacaktır.
Güçler Ayrılığı:
Yasama, yürütme ve yargı güçleri arasındaki ayrılık ve yasamanın yürütmeyi denetleyebilmesi önemli bir husustur. Yasama ağırlıklı olarak bu denetimini bütçe görüşmelerinde ve bazı kurumlara yapılan üst düzey atamalara yaptığı müdahaleler ile sağlar. Şu anki Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanı'na tanınan yetkiler ile Cumhurbaşkanı devletin önemli noktalarındaki bürokratları, başkanları, yargıçları, Sayıştay ve Kamu Denetçiliği üyelikleri gibi bazı kritik görevlileri belirleme ve atama yetkisine bizzat sahip oluyor. Bu durum yasamanın yürütme üzerindeki denetleme yetkisini ve gücünü direkt olarak azaltmış oluyor. Aynı zamanda yasamanın soru ve gensoru gibi yollarla yürütmenin denetleyebilmesinin de önüne geçilmiş oluyor. Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanı’nın ancak üçte ikilik bir çoğunlukla Yüce Divan’a sevk edilebilmesi konusu ise, partili Cumhurbaşkanlığı düşünüldüğünde oldukça zor bir durum olduğundan, işletilebilecek bir kurum izlenimi vermiyor.
Yani, özellikle ABD'deki başkanlık sistemindeki yasamanın yürütme üzerindeki denetim yetkisinin bir benzerini bu anayasa değişikliğinde göremiyoruz. Yine Cumhurbaşkanı'na tanınan olağanüstü hal ilan etme yetkisi de bu çerçevede değerlendirilmesi gereken en önemli konulardan birisi. Olağanüstü halin ilanı, yeni bir bakanlığın yada devlet kurumunun oluşturulması gibi yetkiler de tamamen Cumhurbaşkanı’na bırakılıyor.
Uluslararası Anlaşmaların Onaylanması:
Bilindiği üzere uluslararası anlaşmaların onaylanması Anayasa’nın 90.maddesiyle düzenlenmiştir. Bir uluslararası anlaşma öncelikle mecliste uygun bulunur, bundan sonra Cumhurbaşkanı tarafından onaylanır. Bu şekilde bir iki aşamalı bir süreç söz konusudur. Şimdi ise 104.madde ile bu yetki tamamen Cumhurbaşkanı’na bırakılıyor. Burada önemli bir çatışma söz konusu olacaktır. Benzer bir çatışma meclisin savaş kararı alması konusunda da söz konusu. Çünkü yapılması planlanan anayasa değişikliği ile Silahlı Kuvvetleri kullanma yetkisi Cumhurbaşkanı'na veriliyor. Yukarıda belirttiğim her iki hayati konuda da yetki çatışması söz konusu durumda. Ayrıca, 1924 Anayasası'nda dahi ancak Gazi Meclis'in sahibi olduğu Başkomutanlık yetkisinin tamamen Cumhurbaşkanı'na hasredilmesi yine üzerinde düşünülmesi gereken bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. 
Yedek Milletvekilliği:
Meclise başka bir siyasi partiden girip daha sonra parti değiştiren milletvekilinin vefatı sonrasında yedek milletvekilliğinin hangi siyasi partinin yedek milletvekili tarafından doldurulacağı hususu açık değil.
TBMM’nin Yasama Faaliyetlerinin Yapısı:
Meclisimizin yasama faaliyetlerinin yaklaşık yüzde ellisi uluslararası anlaşmalar ve bunların uygun bulunması, yaklaşık yüzde otuzu teşkilat ve mali yükümlüklere ilişkin hususlar, yine yaklaşık yüzde yirmisi ise sosyal güvenlik, temel hak ve özgürlüklere vb. konulara ilişkin hususlardır. Yeni düzenlemelerle esas ağırlık olan yüzde seksenlik kısım yani; uluslararası anlaşmalar, teşkilat ve mali yükümlülüklerle ilgili olan kısım tamamen Cumhurbaşkanı’nın inisiyatifine bırakılmış; sadece, biraz da tali konular olarak niteleyebileceğimiz konular yasamanın yetkisi içerisinde bırakılmış durumda.
Cumhurbaşkanı Kararnamesi Çıkarma Yetkisi:
Cumhurbaşkanı’na verilen Cumhurbaşkanı Kararnamesi çıkarma yetkisi. Kanun ile düzenlenmemiş bir durum söz konusu olduğunda Cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile düzenleme yapılabilecek. Ancak, olağanüstü hallerde bunu da aşan bir durum söz konusu. Bu durumda kanunla düzenlenmiş bir durum söz konusu olsa dahi Cumhurbaşkanı bir kararname çıkartabiliyor. Bu durum aslında yürütmenin yasamanın yetkilerini de içeren yetkileri kullanması gibi çok sıkıntılı bir durumu ortaya çıkartmaktadır. Böylece yasama yetkisini meclisten alıyor, neredeyse tek bir kişinin iradesine teslim ediyorsunuz.
Kanun Tasarısının Yaslaşma Süreci:
Ülkemizde bir kanun tasarısı yasalaşacağı zaman tasarıyla ilgili bakan tarafından bu konu bakanlar kurulunda değerlendirilir, tüm bakanlar bu yasa üzerinde tartışır ve en sonunda oy birliği ile o yasa meclise sunulur. Bu süreçte diğer bakanlıkların işleyişlerini sıkıntıya sokacak hususlar var ise bu konular üzerinde gerekli düzeltme ve düzenlemeler yapılabilir. Oysa getirilmek istenen anayasa değişikliği ile sadece Cumhurbaşkanına bağlı bir danışmanlar ekibinin oluşturacağı ve bu ekibin bir konuyla ilgili belki de sadece bir gecede ortaya çıkaracağı bir metin yasalaşabilir. Ne yazık ki, böyle bir özensizlikle karşı karşıyayız.
Yargının Yürütme Üzerindeki Denetimi:
Bu anayasa değişikliği ile aynı zamanda yargının yürütme üzerindeki denetimi de ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Partili bir Cumhurbaşkanı'nın HSYK ve Anayasa Mahkemesi üyelerinin yarısını atayacak olması aynı zamanda yargıda tarafsızlığın ortadan kaldırılması anlamına geliyor. Yani gerek yasama, gerekse de yargıyla ilgili olarak yürütme lehine çok ciddi bir yetki gaspı söz konusu. Yukarıda belirttiğimiz bütün bu durumlar ileriki dönemlerde ülkemizi siyasi açmazlara ve bunun sonucu olarak da sosyopolitik krizlere götürebilir.
“MHP Tabanı Büyük Zorluk ve Hayal Kırıklığı Yaşıyor”
Milliyetçi Hareket Partisi’nin bu süreçteki tutumu için ise Kürşat Tuna: “İçerisinde bulunduğumuz süreçte Milliyetçi Hareket Partisi'nin mevcut yönetiminin tabanın taleplerinin hilafına, başkanlık sisteminin önünü açmak için elinden geleni yapmaya çalıştığını görüyoruz. Bu durumun MHP tabanında Genel Merkez'e karşı çok ciddi bir güven bunalımına yol açtığını söylemek zorundayım. Parti üyeleri Genel Merkez'in tavrını anlamakta ve kendilerini bu çerçevede konumlandırmakta büyük zorluk ve hayal kırıklığı yaşıyorlar. Parti yönetiminin gerek 7 Haziran Genel Seçimleri, gerekse de 1 Kasım Genel Seçimleri öncesindeki söylemleri ile şimdiki söylem ve eylemleri arasındaki tutarsızlık Türk Milleti'nin ve Ülkücü Tabanın üzerinde çok olumsuz bir etkiye yol açmış durumda. Özellikle partiye yıllarını vermiş insanlar ile Türk Milliyetçiliği fikriyatını en temiz bir biçimde taşıyan genç kesim çok ciddi bir bıkkınlık ve kırılma ile karşı karşıya. Bu durum, Milliyetçi Hareket Partisi'nin 25. Dönem Çanakkale Milletvekilliğini yapmış bir  Ülkücü olarak beni çok derinden yaralıyor. Ülkemizin kurumlarının neredeyse tamamen denetlemeden yoksun bir biçimde göz göre göre tek bir kişinin idaresi altına bırakılmasına Milliyetçi Hareket Partisi’nin alet edilmesi bizim kabul edebileceğimiz  bir durum değil. Ben inanıyorum ki, şu anki MHP meclis grubu içerisinde pek çok milletvekili de bu konuda samimi tavrını ve dik duruşunu ortaya koyacak ve bu anayasa değişikliğine, ülkenin otoriter bir yönetime dönüştürülmeye çalışılmasına hayır diyecektir.” açıklamalarında bulundu.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.